Türkiye’de Sanatın ve Sanatçının Sorunları

Sanat Atölyelerindeki Verilen Yankıl Eğitim ve Çözümleri
Sanat Eserlerinin Yurt Dışına Çıkartılmasında Karşılaşılan Zorluklar ve Çözümleri
Sanatçı ve Sanat Eserlerinin Telif Hakları ve Eserlerin Korunması, Kopya, Taklit Eserlerin Engellenmesi

Sanat duyuların eğitiminde bir araçtır ve sanat eğitimi, sanat tarihi, estetik, eleştiri ve uygulama boyutları ile bir bütündür. Sanat eğitimi sürecinde öğrenciler teorik olarak da bilgilendirilmeli, düşündürülmeli,  kendisini ifade etme hususunda teşvik edilmelidir. Sanat eğitiminin amacı zihinsel yeteneklerin, kişilik özelliklerinin ve konu alanına ait bilgilerin bileşimine sahip yaratıcı bireyler yetiştirmektir. Yaratıcı olma, olaylara farklı açılardan bakmayı ve durum bunu gerektirdiğinde bakış açısını değiştirmeyi gerektirir Bu bağlamda yaratıcı düşünceyi besleyen nitelikte sanat eğitimi veren bir toplumda yetişen birey, bilgi çağına da kolayca adapte olur.

SANAT EĞİTİMİNDEKİ VERİLEN YANLIŞ EĞİTİM VE ÇÖZÜMLERİ

SORUN… Türkiye’de sanat eğitimi vermek için her hangi bir okulu veya sanat kurumunu bitirmek gerekmiyor.  Her isteyen resim dersi verebilir.   Bununla ilgili herhangi bir yasal düzenleme olmadığı gibi denetleyen bir birim, kurum ve kuruluş da bulunmamaktadır. Ancak levha asmanız durumunda veya şikâyet olduğunda maliyeden vergi elemanlarının “vergi levhası” denetlemesi için kapınız çalınır.

Sanat eğitimi, genellikle apartman katlarında, eğitimci vasfını haiz olduğu iddiasındaki kişilerce, kendi birikimleri ve yöntemlerine göre verilmektedir. Her hangi bir atölyede kurs görmüş veya kendi el yordamıyla bir şeyler yapabilen kişiler, sahip olduğu bilginin doğruluğunu veya bilgisini test etmeden yanlış veya doğru, bir diğer kişiye aktarmaktadır.

Bu eğitime, Ankara’dan birkaç örnek vermek istiyorum..

A) Bir başka sanatçının yapmış olduğu eser karelere bölünerek, aynı oranda yaptırılmış tuvale aktarılır.

B)  Her hangi bir fotoğrafa bakılarak, görüntü aynen tuvale aktarılır, fotoğraftaki renklere bağlı kalarak tuval boyanır.

C)  Desen eğitiminden başlanır, kişi uzun bir süre karakalem, tors dediğimiz heykelden veya her hangi bir objeye bakılarak, belirli kurallar içerisinde karakalem ile kâğıda aktarılır. Belirli süre sonra yağlıboya yapmaya başlanır.

D)  Doğrudan yağlıboya ile başlanır, fotoğraf veya bir görüntü, sanatsal kurallar içerisinde yorumlanarak, tuvale aktarılır.

E)  Yapılmış yağlıboya eserlere bakılarak, aynen tuvale aktarılır.

Görüldüğü gibi çok yönlü bir sanat eğitimi çalışması var. Bunlarda tek doğru yok. Hangisinin doğru veya yanlış olduğunu söyleyecek, bir kurum veya kuruluş da yok.

SORUNUN ÇÖZÜMÜ

Sanat eğitimi dersi verecek olan kişi, aldığı eğitim, açtığı resim sergileri, yaptığı sanatsal faaliyetleri içeren bir öz geçmiş hazırlamalı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne veya benzeri bir kurum veya kuruluşa başvurup, “Sanat Eğitiminde Yeterlilik Belgesi” veya “Sanatçı Belgesi” almalı veya verilmeli. Bu belgeye sahip olan sanatçı, sanat eğitimi vermeli ve kontrol ve denetimi yapılmalıdır. Dolayısı ile verim artacaktır, sanat eğitimi doğru kişilerin elinde olacaktır.

Denetim ve kontrol mekanizması olmadan yapılan yanlış sanat eğitimi, Türk Resmini çıkmaza sokarak, telafisi mümkün olmayan zararlara sebep olacağı gibi sanatta yozlaşmaya da sebebiyet verecektir. Diğer meslek gruplarında olduğu gibi, sanat eğitimcisinde de kalfalık veya ustalık belgesi aranmalıdır. Sanat eğitimcisi yaratıcılığı öğretmeyi kendisine ilke edinmelidir. Ben kendi resim atölyemde hedeflediğim ve uygulamaya çalıştığım eğitim sisteminin temel ilkeleri şöyle açıklayabilirim.
Bazı insanlar, yaratıcılığı öğretmenin imkânsız olduğunu, bunun müzikal yetenek gibi doğuştan gelen bir nitelik olduğunu iddia ederler. Ancak, bir yetenek gibi, insanlar kendilerini daha yaratıcı hale getirmek için çalışabilirler ve eğitimciler öğrencilerinin yaratıcılıklarını geliştirmelerine yardımcı olabilirler.

Atölye ortamının, öğrencilerde yaratıcılığın gelişimi üzerinde büyük bir etkisi vardır. Proje tabanlı bir atölyede yaratıcılığı teşvik eden bir ortam oluşturmaya yönelik önerilerim şunlardır:
•    Çeşitli materyal ve ekipmanlar mevcut kılınmalı
•    Risk almanın olumsuz sonuçları azaltılmalı.
•    Öğrenciler çok çeşitli yaratıcı ürünlere yönlendirilmeli.
•    Öğrencilerin onları ilgilendiren ve hayal güçlerini harekete geçiren birşey bulabilmeleri için, çok çeşitli konulara yönelik kaynakları mevcut hale getirmeli.
•    Öğrenciler, projelerde işbirliği yapmaya teşvik edilmeli
•    Öğrencilerle toplumdaki yaratıcı bireyler arasında bağlantılar kurulmalı.
•    Kendimiz yaratıcı düşünerek ve ürünlerimizi, süreçlerimizi ve başarılarımızdan kaynaklanan mutluluğumuzu paylaşarak, örnek oluşturmalıyız.

Eğitimin herhangi bir yönünde başarı, öğrenci motivasyonuna bağlıdır. Araştırmalar; dışsal motivasyon genellikle yaratıcılığa zarar verirken,   içsel motivasyonun onu geliştirdiğini gösterir.

Araştırmalar, yaratıcı ürünler üreten stratejilere yönelik doğrudan öğretimin, öğrencilerin daha yaratıcı hale gelmelerine yardımcı olduğunu göstermiştir. Beyin fırtınası yapma, birçok seçenek keşfetme ve geçerliliği değerlendirme gibi stratejiler, çeşitli şekillerde ve bağlamlarda öğretilebilir ve ölçülebilir.

Sanat eğitimcileri, bitmiş ürün örneklerinin kullanımına dikkat etmelidir. Öğrencilere örnekler vermenin genellikle yararlı olduğu düşünülmesine rağmen, araştırma çalışmasının katılımcıları, örnekten mümkün olduğunca farklı bir şey oluşturmaları özellikle söylendiğinde bile, örneklerin özelliklerini içeren ürünler oluşturmuşlardır

Tüm öğrencilerin içinde yaratıcı bir potansiyel vardır. Bu potansiyeli fark edip etmemeleri, motivasyonlarına ve yeteneklerine sadece kısmi olarak bağlıdır. Eğitimciler, öğrencilerin daha yaratıcı düşünmelerine ve hareket etmelerine, yaratıcılığı teşvik eden bir dil kullanarak ve öğrencileri yaratıcı çabalarında zorlayan ve destekleyen bir ortam yaratarak yardımcı olabilirler.

SANAT ESERLERİNİN YURT DIŞINA ÇIKARTILMASINDA KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR VE ÇÖZÜMLERİ

Sanat eserlerinin yurt dışına çıkartılarak sergilenmesi, muhakkak ki ülke tanıtımı ve sanatçının tanınması yönünden çok önemlidir. Şu an var olan kanun ve yönetmelikler çerçevesinde bu pek de kolay olmamaktadır.

Sanatçının meydana getirdiği eserler, gerekli belgeler hazırlanmadan sergilenmek amacıyla valiz, paket veya koli içerisinde yurt dışına çıkartılamaz.

Bu durumda, izlenecek yol veya hazırlanması gereken belgeler / işlemler şunlardır.

1 – Eserlerin fotoğrafları çekilir, bir kâğıt üzerine baskı yaptırılır, numaralandırılır, yanına eser ile ilgili yapılan teknik, çalışıldığı yıl, boyutları ve sadece sergi amaçlı yurt dışına çıkartılacağı belirtilerek, eserlerin gideceği ülkenin adresi, bir dilekçe halinde, Devlet Resim ve Heykel Müzesine başvurulur. (Bir dönem, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne başvuru yapılıyor, uygun görülmesi durumunda Devlet Resim ve Heykel müzesine havale yapılıyordu) Devlet Resim ve Heykel Müzesi’ndeki yetkili kişiler, “Yurt Dışına Çıkmasında Her Hangi Bir Sakınca Yoktur, Tarihi Eser Değildir” ibaresinin yazıldığı bir belge vermektedir. Bu belge sadece, TC Gümrük kapılarından çıkarken ibraz edilmesi gereken bir belgedir. (BELGE NO – 1 -)

2 – Her ülkenin gümrük kapısında sorulan ve mutlaka olması gereken belge “Ata Karnesi” dir. Ankara için, Ankara Ticaret Odasından ( ATO ) alınacak olan Ata Karnesi 30 sayfalı olup bir kitapçık biçimindedir. Belirli bir ücret karşılığında ATO veznesinden alınabilir. Bu karne içerisindeki sayfalara, eserlerin gideceği adres, hangi araç veya yöntem ile eserlerin transfer yapılacağı, hangi gümrük kapısından çıkış yapılacağı ve eserlerin boyutları, teknikleri, fiyatları yazılıyor. Bu hazırlanan bilgiler, 25 sayfa olarak düzenleniyor. Burada önemli olan eserlerin fiyatlarıdır. Bu fiyatları proforma fatura biçiminde sanatçının kendi beyanına göre hazırlanmaktadır. (BELGE NO – 2 -)

Ancak, eserlerin toplam fiyatları döviz veya TL cinsinden ücretlendirilmişse, toplam tutarın, belirli bir kısmı, ATO veznesine teminat olarak elden yatırılıyor. Bir dönem her hangi bir bankadan tutar karşılığında “Banka Teminat Mektubu” isteniyordu.

Burada yasaca, yurt dışına çıkartılan eserin, sadece sergileme amaçlı olması, eserlerin satılmaması, tarihi eser niteliğini taşımayan, sanatçının yaptığı kendi eserini, yurda geri getirmesi şart koşulmaktadır. Bu belgenin süresi 6 aydır. Bu süre zarfında mutlaka eserler yurda getirilmeli, aksi takdirde yasal işlemler başlatılır.

Diğer bir yöntem, birkaç eseri geçmemek koşulu ile valiz içerisinde gümrük kapılarından geçirilmesidir. Yapılan kontroller sırasında açığa çıkması durumunda hediye olarak götürdüğünüzü, satış veya sergi amaçlı olmadığını söylemek zorundasınız. Hediye olarak götürülen eserlerinde bir inandırıcılığı, limiti var tabi ki.

Diğer bir yöntem de, Büyükelçilik kanalı ile yurt dışına çıkartılacak eserlerin, diplomatik kargo ile transferidir. Dışişleri Bakanlığının, izin ve onayına göre denetimli ve kontrollü bir şekilde sevkiyatın yapılmasıdır. Bu sergi, açılacak yabancı ülkenin TC Büyükelçiliği ile ciddi ve gerçek bir program dâhilinde, etkinliğin bütün aşamalarının planlanmış, onaylanmış, tüm anlaşmaların yapılmış olması durumunda geçerlidir. Benim daha önce Kanada’da oluşturduğum Ottowa, Toronto etkinlikleri, Kırgızistan – Bişkek sergi etkinlikleri bu kapsamdadır.

Bir başka yöntem ise, biraz maliyetli olmakla beraber, sergi açacağınız ülkede, devamlı çalışmak ve etkinlik yapmanız söz konusu ise, bir ev kiralayıp, home-ofis şeklinde, ev-atölye olarak kullanmaktır.

Bir sanatçı olarak dileğim, kendi yaptığım eserleri, yurt dışına çıkartabilmek, sergileyebilmek ve satış yapabilmektir. Bu konuya ilişkin bir yasal düzenleme mutlaka olmalı ve sanatçılar teşvik edilmeli. Türk Sanatının ve Sanatçısının ulusal ve uluslararası alanda kimlik kazanması ve tanınması için bu şarttır.

SANATÇI VE SANAT ESERLERİNİN TELİF HAKLARI VE ESERLERİN KORUNMASI, KOPYA, TAKLİT ESERLERİN ENGELLENMESİ

Türkiye’de sanat eserleri ve sanatçının korunması ile ilgili yasa olsa bile, söz konusu yasanın kapsam itibarıyla eseri veya sanatçıyı koruması çok dar anlamdadır. Mevcut yasal düzenlemeler ciddi bir yaptırım öngörmediğinden caydırıcılıktan uzaktır. Bir eserin izinsiz olarak bir başka yerde kullanılması, (kitap kapağı, dizilerde, filmlerde, bir eşya veya obje üzerinde) durumu halinde caydırıcı olabilmektedir. Veya eserin onur kırıcı, yanlış, art niyetli olarak yayınlanması, sergilenmesi ve sanatçının da bundan zarar görmesi halinde yaptırım söz konusudur.

Oysa bir sanat eserinin kopya edilmesi, sanatçının fikrinin çalınması, taklit edilmesi, benzerinin yapılması, satılması, bu yolla kazanç elde edilmesine ilişkin bir yaptırım veya caydırıcı hükümler bulunmamaktadır. İşte bu yüzdendir ki, şu an Türkiye’de gereğinden çok fazla sanatçı eseri kopyalanmakta, fikirleri çalınmakta, taklit ve kopya eserler yapılmaktadır. Türk Sanatı adeta bir çıkmaza sokulmakta ve yıpranmaktadır. Koleksiyoncular, sanat galerileri, müzayede salonları acaba bu eser hakiki mi, doğru mu, sahte mi, yatırım yapılabilinir mi? gibi ikilemlere düşmekte, bu durum sanat eserini şüpheli hale getirmekte, kolleksiyoncular tarafından yatırım yapılmamaktadır. Türk sanatının ve sanatçısının güvenirliliği zedelenmektedir.
Sanatta korsan, taklit ve kopya yapan kişiler, orijinal bir sanat eserinin aynısını, bir benzerini, çok az farklılıklarla veya baskı kopyalarının çoğaltımını yapıp, üzerinde hafif değişikliklerle oynayıp piyasaya sürebilmektedir. Bu yöntemle ciddi bir kazanç da sağlayabilmektedirler.

Bu olumsuz, yani sanat eserindeki fikrin, yaratıcılığın çalınması üç şekilde yapılmaktadır.

1.Maddi getirisi yüksek bir sanatçının, eseri kopya edilir, çok az değişikliklerle yapılır, altına imza atılmaz, satışı yapılırken de “ sanatçı imza atmayı unutmuş” ama bu gerçektir deyip sanatsever kandırılmaktadır. (Böyle bir durum benim başıma geldi, eserimi alan şahıs, daha sonra beni bulup, imza atmamı istedi. Bu benim eserim değil dediğimde ise, resmi geri götürdü. Akıbeti belli değil. Bu duruma azda olsa rastlanmaktadır.)

2.Yukarıda anlattığım aynı durumun bu sefer sahte imzalısı ortaya çıkmaktadır. Bir sanat eseri alınıp – satılırken her defasında sanatçıya ulaşıp, “bu senin mi, hakiki mi, doğru bir eser mi? “ diye sorma olanağınız yok. Hele çok yaşlı veya hayatta olmayan bir sanatçı için bu mümkün olmamaktadır. Bu eserlerin piyasaya çıkartılması, sunulması bir şebeke dâhilinde yapılmakta, bir mizansen, oyun hazırlanarak sanatsever kandırılmakta ve haksız kazanç sağlanmaktadır. Sahte eseri yapan kişi, piyasaya süren / satan / galerici / çerçeveci, bir grup halinde çalıştığı görülmektedir. Bunun duyulması veya açığa çıkması durumunda o sanatçının bütün eserlerine bu olumsuzluk yansımaktadır. Bundan sonra doğru, hakiki de olsa gerçek değerinden o sanatçının eserinin satılması çok güçtür. Minareyi çalan kılıfını hazırlar misali, bu yolu tercih eden kişi veya kişiler, yasal boşluklardan faydalanmaktadır.

3 – Şu an en çok başvurulan yöntem, en sık kullanılan sistem ise, sanatçının eserinin aynısına benzer,  kopyasının, yapılmasıdır. Yani bir sanatçının uzun uğraşlar sonucu, bilgisini, becerisini, deneyimini oraya koyup, yaptığı bir eserin, bir müddet sonra bir başkası tarafından kopyasının yapılması, piyasaya sürülmesi, sergilemesi ve bundan da kazanç elde etmesi çok ahlaki ve etik olmasa gerek.  Birçok galerici de bunu bilerek sergilemekte ve satmaktadır. Çünkü o galericiye o an için para – kazanç gereklidir.

Bunun ne gibi mahsurları var?

En başta bir sanatçı tarafından, uzun uğraşlar sonucunda ortaya çıkan bir sanat eserinin, bir başkası tarafından kopyalanması, fikrin çalınması, üstelik kendi eseriymiş gibi de altına kendi isminin yazılıp, sanat ortamında sergilenmesi ve satış yapması, gerçek fikir sahibi olan sanatçının şevkini, heyecanını kırmaktadır. Enerjisini almaktadır. Bu konudaki yasa “tıpkısının aynısı” olursa devreye girmektedir. Bir sanatçı ne kadar uğraşırsa uğraşsın, kendi yapıtının tıpa tıp aynısını kendisi bile yapamaz. Bir kişi ayna anda aynı kalemle aynı kâğıda 10 tane imza atsın, hiçbir imza tıpa tıp, aynısı olmaz. Mutlaka yuvarlağı veya kıvrımı, çizgisi farklılık göstermektedir. Haliyle bu konuda yasadaki boşluk büyüktür. Burada, sanatçının yapıtını, fikrini çalan, kopyalayan kişi, açığa çıkması durumunda esinlenme, etkilenme adı altında masumane bir savunma ile olayı geçiştirmektedir.

Konunun mahkemeye taşınması durumunda ise mahkeme heyeti bilirkişi tayin ediyor ve bu kişinin vereceği rapora istinaden karar veriliyor. Genellikle bu durumlarda o eseri kimin önce yaptığı ve yapılan eseri resmi kurumlar nezdinde önce kimin belgelediği çok önemlidir.

Ortaya çıkan bir eserin, kime ait olduğunun tescili gerekmektedir. Bu tescil işlemi 2 şekilde olmaktadır.

1 – Kültür ve Turizm Bakanlığı, Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü Kurumunun verdiği Tescil Belgesi.    Bu belgeyi almak için ilgili bakanlığa hazırlanan belgeler ile başvurarak alınabilir. Bu belgeyi birçok sanatçı almıştır. (BELGE NO – 3 – )

2 – Türk Patent Enstitüsü Kurumu’nun verdiği Tasarım Tescil Belgesidir.  Bu belgeyi almak için, hangi eserlerinizin, tasarım tescilini yaptıracaksanız, yani belgelendirecekseniz, birer örneği, boyutları, kullanılan malzeme, yapım teknikleri ve kompozisyon kurgu örneklerini de belirterek bir dosya halinde, Tasarım Tescil Firması kanalı ile Türk Patent Enstitüsü Kurumuna, eserlerinizi tescil ettirmek üzere başvuruyorsunuz. Burada aranılan özellikler, sunduğunuz eserler / yapıtlar orijinal, size ait, hiçbir yerden alıntı, çalıntı olmaması gerekiyor. Tasarım uzmanlarınca inceleniyor, araştırılıyor, “evet bu yapıt orijinaldir, dünyada bir benzeri yoktur” fikri oluşmuşsa, halka açık ilan / duyuru panosunda 1 yıl askıda kalıyor. Yani sergileniyor. Burada olası gözden kaçma durumunda, bir yanlışlığa meydan vermemek amacı ile eserin bir görseli sergileniyor. Bu sergi anında, birileri veya bir başka tescil uzmanları veya firmalar, askıdaki / sergideki eserin alıntı, çalıntı diye itirazda bulunulması durumunda, eser tekrar incelenmeye alınır ve tekrar değerlendirmeye tabi tutulur. Kurumca geri çekilir veya asılsız, ilgisi yok diye tekrar yasal süreç devam eder. 1 yılsonunda da başvuru sahibinin adına o eser tescil ve tasdik edilir.

Bu işlemler, maddiyat, uzun bir süreç ve belge hazırlığı ile mümkündür. Bu belge neyi beraberinde getiriyor derseniz, eserin kime ait olduğunu yani bir yerde sahibini belirliyor. Bunun yanı sıra, kopyasının veya bir benzerinin yapılmasını yani çalınmasını engelliyor. Bu belgeyi almak oldukça zor ve zahmetli bir süreç sonucunda mümkün olabiliyor. Aslında son derece önemli ve gerekli olan bu belgeyi mahkeme heyeti, kişiler arasındaki anlaşmazlık durumunda şart koşmaktadır.

Sanat alanında sözü geçen bazı sanatçılar bu belgenin alınmasına ne yazık ki karşı çıkmaktadır. Nedeninin, yıllardır değişik kaynaklardan, özellikle yurt dışından beslenen, alıntı ve çalıntı yaparak, Türkiye’de belirli bir yere ve olgunluğa gelmiş sözüm ona sanatçıların, foyasının açığa çıkmasındandır diye düşünüyorum. Tasarım Tescil Belgesinin, olası alınamaması durumunda, sanat çevresinde elde ettiği itibarın gölgelenmesidir. Bunun göze alınması çok zordur, büyük bir risktir.  Bu belgeyi alan ve gündeme getiren sanatçıda onlar için bir hedeftir.

Bildiğim kadarı ile bu belgeyi Türkiye’de alabilen pek yok. Ben, birçok zorluklara rağmen, bütün aşamalarını yerine getirerek, Türk Patent Enstitüsü Kurumundan, Tasarım Tescil Belgesini almayı başardım. Aynı zamanda da birçok sanatçı arkadaşıma bu belgeyi almaları yönünde yol gösterdim. (BELGE NO – 4 – )

Böyle bir belgeyi almaya neden gereksinim duydum.

Genellikle çalıştığım konular gelincik temasıdır. 36 yıllık sanat hayatımın takriben 15 yılı gelincik çalışmaları ile geçmiştir. Gelincik objesi, konu itibari ile bana ait bir konu değildir, benim tekelimde de değildir. Hatta gelincik temasını farklı tatlarda çalışan birçok sanatçı arkadaşımla da sergi açtık. (BELGE NO  – 5 – )

Kendime ait, anlatım tarzımın, ifademin, kompozisyonumun olduğu gelincik çalışmalarımın kötü birer taklit ve kopyaları, birileri tarafından yapılınca, emeğe, sanata ve sanatçıya, alın terine saygısızlık olarak değerlendirdim ve yasal süreci takip ederek eserlerimin tescili yoluna gittim.

Bu belge, emek, alın teri, iş gücünün, sanatçı fikrinin çalınmasını engellemek için bir adım olacaktı. Sanat ortamı birazcık olsun temizlenecekti. Korsanlar engellenecekti.
Kendime ait eserlerimin kopyasını yapan bir şâhısı, tespit ederek, kanunun izin verdiği ölçüde yasal hakkımı kullandım. Savcılık, yapmış olduğumuz suç duyurusunu haklı bularak yasal süreci başlattı. Toplanan belge ve bilgileri bilirkişi olarak belirlediği TPE Kurumundan, Tasarım Tescil Uzmanı Sn Muazzez Korkmaz ve Bilgisayar Müh. Sn Metin Bikan’ı tayin etti. Düzenledikleri raporda, 3 eserin aynı olduğu, 3 eserin de çok benzediği yönündeydi. (BELGE NO – 6 – )

Yine eserlerimin kopyalanması, fikirlerimin çalınması yönünde, mahkeme heyeti, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Başkanı Prof. Hasan Pekmezci’nin de bilirkişiliğine başvurdu.

Prof.Dr. Hasan Pekmezci’nin verdiği raporda ise, “Bu eserlerde görülen gelincik ortak temasının gerek sanat tarihinde, gerekse günümüz sanatında pek çok sanatçı, sanat amatörü, sanat heveslisi tarafından kullanıldığı, gelincik temasının hiç kimsenin tekelinde olmadığı, böyle bir temanın tescilinin de söz konusu olamayacağı,” yönündeydi. (BELGE NO – 7 – )

Daha sonra Prof. Hasan Pekmezci, 10 Mayıs 2011 tarihinde, Sabah Gazetesi, Ankara Sorumlusu gazeteci Fatih Yılmaz’a verdiği röportajda;
“ Ben zaten böyle bir saçmalığa hiçbir zaman müsaade etmem. 50 defa başvursa 50 defa reddederim. Ne demek kimse gelincik çizemez. Buna patent verilmesi de ayrı bir saçmalık. Onu çizdim patent ver, bunu çizdim patent ver. Böyle şey olur mu? Objeler kimsenin tekelinde olamaz.” Diye açıklamada bulunuyor.  (BELGE NO – 8 – )

1980 li yıllarda Gazi Üniversitesi Resim Bölümünde okurken benimde atölye hocam olan Prof.Dr. Hasan Pekmezci’ye mail gönderdim. Yaptığının etik ve ahlaki kurallar çerçevesinde olmadığını, mahkeme heyeti tarafından, bilirkişi olarak görevlendirilen kişinin, rapor öncesinde veya sonrasında, etki altında kalmaması ve objektif olması, aynı zamanda da kanuni bir yükümlülük olmasına rağmen, basına demeç veremeyeceğini yazdım. Görüşleri hakkında kimseye yorumda bulunamayacağını, ancak mahkeme hâkimine, gerekli görülmesi halinde açıklama, yorum yapabileceğini hatırlatarak, kendisine gazete kupürünü gönderdim.

Bununla beraber, gelinciklerin patentini almadığımı, bir objenin de patentinin alınamayacağını, sadece kendi resimlerimin “Tasarım Tescil Belgesi” ni aldığımı, üstelik TPE Kurumunun her önüne gelene de patent vermediğini, bu kurumun güvenirliliğine saygısızlık olduğunu hatırlattım. Ayrıca, “Ben böyle bir saçmalığa hiçbir zaman müsaade etmem, 50 defa da başvursa 50 defa da reddederim” demekle, ön yargılı ve peşin hükümlü olduğunu, Türkiye’de sadece ben, bir sanatçı olarak eserlerimin “Tasarım Tescil Belgesi’ni aldığımı söyledim. (BELGE NO – 9 – )

Birçok sanatçı tarafından ciddiye alınan, sonucunun merakla beklenildiği, fikir hırsızlığına, eserlerin kopyalanmasına karşı emsal teşkil olacağı düşünülen bu girişimin, Prof. Hasan Pekmezci tarafından olay gayri ciddi bir duruma getirilerek konu sulandırılmıştır. Bu girişimi ile tarihi bir fırsat kaçmış, adeta kopya, çalıntı, fikir hırsızlarına destek vermiş, yüreklendirmiştir. TPE Kurumundan alınan Tasarım Tescil Belgesinin, yağlıboya çalışmalarımın değil de, gelincik objesinin patentini aldığımı söyleyerek, olayı trajik – komik hale büründürmüştür. Dolayısı ile dava düşmüştür. Suç unsuru ortadan kalktığı gibi de, bu alınan belgelerin de hiç bir yasal hükmü kalmamıştır.

Resmi makamlardan almış olduğum Türkiye Patent Enstitüsü Kurumu, Tasarım Tescil Belgesinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nden almış olduğum Tescil Belgesinde, “gelincik” kelimesi bile geçmemektedir. Türkiye’nin saygın eğitim kurumlarından olan Hacettepe Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar Fakültesi, Ana Sanat Dalı Resim Bölümü Başkanlığını yapmış olan Profesör Hasan Pekmezci’nin, kendisine sunulan belgelerden, davaya konu edilen şeyin ne olduğunu, neyin tasarımın alındığının bile farkına varamayacak ölçüde bu hususlarda yeterli bilgiye sahip olmadığı düşüncesindeyim.

Mahkeme heyetinin bilirkişi olarak tayin ettiği Prof. Hasan Pekmezci tarafından tanzim edilen rapor objektif olmaktan uzak, sübjektif değerlendirmeler içeren taraflı bir rapordur. Nedenine gelince, benim uzun yıllardır, Ankara’daki sanatsal gelişmişlikteki daha doğrusu gelişmemişlikteki sorunlarla ilgili savunduğum, aynı zamanda basında da yer bulan düşüncelerimdir. (BELGE NO – 10 – )

36 yıldır resim sanatı ile uğraşıyorum. Sanatçı özgeçmişim, bir sanatçı için önem arz eden takdir mektupları ektedir. (BELGE NO – 11 – ) Etik kurallar çerçevesinde, bir sanatçı sorumluluğu ve bilinci içerisinde, seminerlerimde, sohbet söyleşilerimde, derslerimde, konferanslarımda savunduğum tezi, bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum.  1982 Yılında Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Resim Bölümünden mezun oldum. 1 yıl sonra da Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü kuruldu. İlk hocalarından birisi Hasan Pekmezci’ydi. En uzun görevde kalan, Üniversiteye yön veren bir eğitimciydi. Ankara’da sanatın yeteri kadar ivme kazanamamasında, İstanbul ile makas aralığının açılmasındaki sorun,  Ankara’nın en popüler Öğretim Kurumu olan Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin, Ulusal bazda marka olmuş sanatçı yetiştiremediğini ve bunun sorumlusunun da bana göre yeterli donanıma sahip olamayan, eğitimcilerin, kurum içerisinde olmasıdır diye söyledim ve yazdım. Kendime göre, ölçü ve değerlendirmelerimde ( üretilen nitelikli eser sayısı, açılan sergi, fuar ve festival etkinlikleri, yurt dışında yapılan sanatsal faaliyetler) bu düşüncelerimi şu an bile değiştirmemiştir. Bilakis daha çok perçinlemiştir. Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Sanat Danışmanlığı görevinde de bulunan, Prof. Hasan Pekmezci, bu fikirlerimden dolayı rahatsızlığını, sert bir mail yolu ile dile getirmişti.

Bu sanatsal fikir ayrılığı gün geldi, bilirkişi raporuna yansıdı. Dolayısıyla, bana göre tarihi bir fırsat da kaçmış oldu.

Sanattaki yozlaşma, korsancılık, fikir hırsızlığı, taklitçilik hızla yayılmakta olup önüne geçilememektedir. En yakın zamanda yasal düzenlemeler yapılarak, Türk Sanatına ve sanatçısına hak ettiği saygınlık kazandırılmalıdır.

Bu araştırma ve birikimlerimin, daha geniş bir zeminde destek görmesi bakımından, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Turizm ve Kültür Bakanlığı, Milletvekilleri, Yazılı ve Görsel Medya Kuruluşları, Sanatçı Dernekleri, Sanat eserlerinin telif hakları ile uğraşan kurum ve kuruluşlarına bu dosyanın birer örneğini göndererek paylaşıyorum. Amacım toplumumuzda bu konunun bir an önce tartışılır hale gelmesi, ilgili makamlarca etkili ve kalıcı bir şekilde çözüm yolunun bulunmasıdır.

Takdirlerinize sunuyorum….

Sevgi ve saygılarımla..

HİKMET ÇETİNKAYA / 20 Haziran 2012

 



SEVGİLİ SANAT DOSTU

Türkiye’de ki sanatsal gelişmenin, günümüz koşulları içerisinde karşılaştığımız sorunların bazılarını 3 konu başlığı içerisinde kaleme almaya çalıştım. Elimdeki mevcut dokümanları da (BELGE NO – ) olarak araştırma yazımın sonunda sizlerle paylaştım.

Türk Sanatı ve Sanatçısının saygınlığının artması, hak ettiği konumda olması bakımından, bana göre son derece önemli olan bu temel sorunların çözümünde, kişisel çabalarım, bazen yetersiz kalmaktadır.

Çözüm için güç birliğinin olması, sanatseverlerin bilinçlenmesi, sanatçı hak ve yasalarının bir kez daha gözden geçirilmesi ve güncellenmesi bakımından bu bilgi ve doküman paylaşımını yapıyorum.

Bu konudaki duyarlılığınız ve hassasiyetiniz için şimdiden teşekkür ederim.