Türkiye’de Sanatçı Olmanın Yolları…

Sanatçı olmak için öyle yıllarca dirsek çürütmenize, sınavlara girip stres yaşamanıza,  sanat kitapları okumanıza, gecenizi gündüzünüze katıp araştırma yapmanıza hiç gerek yok. İdealizmmiş, özgünlükmüş, çabalamakmış bırakın böyle savsata şeyleri.

Önce çevrenizde, sanat camiasında tutulmuş, eser ve konu itibariyle sevilmiş, iş yapan birini bulun. Eserlerini yakından görüp, kitap, katalog, broşür gibi dokümanter toplayın. Resimlerin kopyasını ve taklidini yapmasını öğrenin, Biraz teknik bilen ama bir yere gelememiş sözüm ona ressam tayfasından destek alın.

Kopya, taklit ürünler bazen ortalıkta gözükmeli, tepkileri ölçmelisiniz. Etraftan bu resimler falanca ressamın eserlerinin kopyası dendiğinde, şiddetle karşı gelmelisin, “sadece bu konu onamı ait, tapusunu mu almış, böyle kısıtlama olur mu, nerede özgürlük, her insan her konuyu rahatça çalışabilmeli” demelisin. Yüzüne masumane resim sevdalısı bir genç ifadesi takınmalısın. Cazgırlığı hiçbir zaman elinden bırakmamalısın ama.

Değişik zamanlarda, kültür seviyesi düşük, sanattan çok parayı düşünen, ruhunu şeytana satmış sergi salonlarında o muhteşem (!) eserlerini sergilemelisin. Etraftaki eleştirilere aldırma, kulaklarını tıka, yine aynı savunmanı yapmalısın, “her insan, her konuyu çalışabilmeli, özgür olmalı sanata yasak konmamalı” diye aralarına birkaç sanatsal cümleler sokuşturmalısın daha çok inandırıcı olsun. Hatta mümkünse Ankara’da büyük alış veriş merkezlerinden birini yapmalısın bunu. Bazıları bu resimler taklit, çalıntı diyebilir, saldırmalısın onlara, işte sen işini bilirsin, aldırma o insanlara

Sonra Ankara’daki büyük bir üniversitenin sanat dalı başkanı bir profesör bilirkişi olmalı mesela. Hemen korkma bir şey olmaz, resim sanatındaki telif hakları, patent gibi, elindeki belgelerin ne olduğunu anlamaz, anlasa da işine gelmez.  Dışarıda neler oluyor bilemeyen, sanatı körelmiş profesör onlar. (Aslında yapacağı emekli olup bol bol gezip anılarını yazmak ama neyse. Yapsa daha az zarar verir di bu sanat ortamına.)

Daha sonra “hamili kart yakınımdır” diye bir gazeteci bulmalısın, sanat haberi yapan bir adam(!). Kalemini satmış, çok adam(!) vardır gazete köşelerinde. (Ne yazık ki adam demek zorundayım çünkü adama benziyor, adam gibi adam değil, sadece adam) Haberin her cümlesi yalan olsun, hiç önemli değil, nasıl olsa halk anlamaz, dizi filmlerden, pembe magazinlerden, yağdanlık olmaktan zamanı yoktur. Sen yoluna devam etmelisin, sakın yılmamalısın. Seni alkışlayanlarda olacaktır, bu yolda.

Bir gün çıkıp karşına birileri, ahlaktan, edepten, emekten, saygıdan bahsedecek olursa yüzün kızarmamalı, utanmamalısın. Bunlar ne anlama geliyor diye sözlüğe baktığında, bulamamalısın karşılığını. Çünkü senin sözlüğünde olmamalı, olsa bile o sayfayı yırtıp atmalısın.
Böyle devam et yaşamaya, sen bu ülkede sanatçıda olursun, gazetecide, hatta profesör bile olursun.  Sen her şey olursun. Olanlar senden çok mu iyi sanki.
Her kuş kendi cinsiyle uçarmış…

HİKMET ÇETİNKAYA / Ağustos 2011 / Ankara