Türkiye’de Sanatçı Olmak

Türkiye dışında yaptığım sanatsal etkinlikler sonunda, yurda döndüğümde, çevremdeki dostlarımın yaptığı yorumlar genelde şöyledir. O ülkenin sanattaki gelişmişliği, sanata ve sanatçıya verdiği değer ve hemen arkasından da bizdeki ilgisizlik..

Hemen şunu belirtmek istiyorum. Açtığım 106 kişisel serginin 29’u yurtdışıdır. Türk Sanatçısı olduğumu, Türkiye’den geldiğimi yurtdışında üstüne basarak vurgulamışımdır. İzin verildiği oranda da mutlaka, etkinlik yaptığım ülkenin bayrağının yanında, Türk Bayrağını astırmışımdır veya kural gereği kendileri asmışlardır.

Bunu şundan söylüyorum; yabancı hayranlığım yoktur, herhangi bir ülke veya toplumu da gözümde çok fazla büyütmüyorum. Sadece Türkiye’de ki sanat ve sanatçı ortamının, hak ettiği düzeyde olmayışı beni üzmüştür.. Sanatçıların birlikte hareket etmemeleri, verilen savaşın da birbirlerine karşı yapılıyor olmalarından ötürü yaşanan kırgınlıklar, birçok değerli sanatçılarımızın yurt dışına göç etmeleri yani beyin göçünün yaşanmasına neden olmuştur.

Sanatçılarımızın yurtdışına gitmeleri, oralarda sanat yaşantılarını devam ettirmeleri, Türkiye adına ne kadar faydalıdır, bu konu bir gün mutlaka araştırılmalıdır…

Bir topluluğun içine girdiğimde, konu sanattan ve sanatçıdan açıldığında genellikle sohbetin son cümleleri olumsuz ve eleştiriseldir. Toplumun ilgi göstermediği, ilgilenilmediği, galerilerin fazla gezilmediği yönünde cümleler sıralanır gider… Bunu hepimiz biliriz, veya duymuşuzdur.. Sorun toplum ve devlettir genellikle..

İşte tam o anda bazı cümleler boğazınıza gelir, bir türlü çıkmaz, düğüm olur geri yutarsınız. Çünkü o cümleleri söylediğinizde karşınızdaki mahcup olacaktır, yüzü kızaracaktır. Söylemezsiniz, söyleyemezsiniz… Neyi mi?

Sanata ilgisiz olan o toplumun bir bireyi de aslında kendisidir. Aslında suçlu olan, ilgisiz olan, sanata gereksinim duymayan kendisidir. Sen hiç bir sanat galerisi gezdin mi, en son ne zaman bir sanatsal etkinliği izledin, hiç evine orijinal bir sanat eserini para vererek aldın mı, bana 3 ressamın ismini sayabilir misin? Toplum suçlu ilgisiz olmakla, tamam ama sen de bu toplumun bir bireyisin. Önce sen ilgili olacaksın ki, toplum da ilgili olsun. Televizyonlarda ki şov programlarında sanatçıların hepsi müzik ve dizi film oyuncularından oluşur. Yani magazin, pembe diziler. Bunun dışında kalanlar sanatçı değildir sanki..

İnsanlarımızda haliyle sanatçıları, sanat eserlerini ne tanır ne de bilirler… Ancak magazinsel bir olay olmalı ki basın yer versin. Mesela son günlerde müze soygunu gündeme geldi ve dolayısıyla çok değerli tablolar ve sanatçı isimleri yazıldı çizildi. Müzelerimiz soyulmasa, talan edilmese bu haber de yapılmayacak, bu değerli sanatçılarımızın isimleri ve eserleri de gündeme gelmeyecek.

Bir resim sanatçısı ne yer, ne içer, nasıl geçimini sağlar, bir sanat eseri nasıl ortaya çıkartır kimse ilgilenmez. Devlet suçlu deriz, devletin resmi kademelerine suçu yıkarız. Çok katı bir şekilde eleştiririz devleti ve birimlerini değil mi? Ankara’da bulunan üniversitelerin güzel sanatlar bölümleri; resim, seramik, heykel, tasarım, grafik ve bu bölümlerin hocaları, öğretim üyeleri vardır. Bu üniversitelerin öğrencileri, başlarında hocaları, bir sanat galerisini gezdiklerini, bir açılışa gittiklerini görmedim. Öğrenci yıllarca Güzel Sanatlarda okuyor, sergi, galeri, sanatçı atölyesi gezmiyor, teşvik edilmiyor.. Sonra diyoruz ki devlet gerekli ilgiyi göstermiyor..

Devlet burada kim biliyor musunuz? Devlet öncelikle o üniversitenin başında bulunan Profesör, Doçent, Öğretim üyeleridir. Devleti oluşturan bu birimlerdir. Önce bunlar uyanmalı, uyandırılmalı. Bozacılar ve şıracılardan oluşan profesörleri uyandırmalıyız..

Ülkemizde sanata ve sanatçıya ilgisizliği, çok uzaklarda, başkalarında aramayalım.

Uyanalım, uyandıralım……

 

HİKMET ÇETİNKAYA

Kasım 2014 – Ankara