Sanatta Şarlatanlık

Bir dönem toplumların gelişmişliği, ekip biçilen toprakların yüzölçümü, tarım alanlarının verimliliği ve üretilen tarımsal ürünlerin miktarı ile yani tarımdaki gelişmişlik o ülkenin veya toplumun gelişmişliği demekti. Daha sonra yerini sanayideki gelişmişlik aldı. Yani makineleşme, fabrikalar, demir yığınları, betonlaşma. Beraberinde doğa ve çevre katliamları, HES (Hidro Elektrik Santralı) ler devreye girdi. Fakat kaybettiklerimizi hiç gündeme getirmedik. İnsani değerlerimizi, tüm canlıların ortak bir paydada anlaşıp, karşımızdakinin de yaşam hakkı olduğunu unuttuk. Çünkü işimize öyle geldi. Bencillik, hoşgörüsüzlük, paylaşımsızlık, her şeyde içimizde beslediğimiz, büyüttüğümüz “ BEN” olgusu ağır bastı.

21. yüzyılda toplumların gelişmişlik düzeyi ise, Kültüre, Sanata ve Sanatçıya verdiği değerle ölçülüyor. Sanat ve beraberindeki kültür, insana, geniş bir perspektiften bakmayı, sorgulamayı, beyin yormayı, ayrıntı görmeyi sağlıyor. Gerçek sanatçıları, bulunduğu toplumdaki gelişmeler onu son derece ilgilendiriyor. Gördüğü yanlışlıklar, haksızlıklar, yolsuzlukları yaptığı sanatla dile getiriyor. Dikkat ederseniz, dünya tarihine baktığımızda toplumların yararına yapılan bütün devrimlere sanatçılar öncülük etmiş ya da sanat duyarlılığı olan insanlar katkı sağlamıştır.

Fakat ülkemizde sanat trajik bir noktadadır. Her şarkıcı, her türkücü, her ressam, her sinemacı… vb hemencecik sanatçı oluyor. İşin daha vahim yanı, birçok TV kanalında yarışmalar bu anlattıklarımıza çanak tutuyor. Daha da vahimi artık eğitim almaya gerekte yok. İki ayda bir yarışmada sanatçı olabilirsiniz. Veya bir ressamın ürününü alıp esinlendim diye çalıp, kopyalayarak benim diye yutturabilirsiniz. Üniversitelerin sanat bölümlerinde dört, beş sene dirsek çürütmeye gerek yok… Boyacı küpü daldır çıkar sanatçı olsun. Sanatçı olmak bu kadar kolaymıdır sizce, ne dersiniz? Sanat önce ahlak gerektirir, belli birikim, belli eğitim, emek, çaba ve terlemek gerektirir. Yani yenilik, düşünme, üretme ve topluma sağladığı fayda.

Ülkelerin sanatları, o ülkenin zenginliklerinden filizlenip yeşermelidir. Bizim öyle güzel halk türkülerimiz, seyirlik oyunlarımız, folklorumuz, mitolojik öykülerimiz vardır ki, her sanat dalına ilham kaynağı olacak şekilde geniş ve zengindir. Oysa durum tam tersi gibi görünmektedir. Yapılanların birçoğu çalma, çırpma, uydurma, görsel kirlilik yaratan işlerdir. Birkaç asırlık tarihi olan Amerika bile bu az zaman diliminde biriktirdiklerinden faydalanmaktadır. Nedense biz kopyalamayı, çalmayı çok seviyoruz. Yabancı toplumlara ilham kaynağı olmuş olan Anadolu, yine nedense bizim sanatçılarımıza ilham kaynağı olmuyor. İnsan önce kendisi olmalı ki, kendisi dışındaki insanların olumlu yönlerini alıp harmanlayıp modern ve çağdaş olabilsin.

Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum, ÖZ KAYNAKLARINDAN BESLENMEYEN, ÇALIP ÇIRPARAK KOPYALAYAN ÜLKELERDE, POPİLİST ANLAYIŞA, KISA YOLDAN GİTMELERE VE ŞARLATANLIKLARA SANAT DİYORUZ MAALESEF..

HİKMET ÇETİNKAYA / Temmuz 2011 / Ankara