Sanatın Tanımı

Son zamanlarda, sosyal paylaşım sitelerinde gözüme çarpan yazılardan bazıları da sanat ve sanatçı üzerine..

Öyle ki, herkes bu iki kelime; Sanat – Sanatçı kavramlarını tanımlamaya uğraşıyor. Okuduğu birkaç cümleden, kaynağı belli olmayan duyumlarından kendisine göre yorumlar yapma gayreti içerisinde. Hatta öyle keskin ifadeler kullanıyor ki, zannedersizin kanun hükmünde kararname..

Edgar Degas “Resim sanatının ne olduğunu bilmeyene resim yapmak çok kolay gelir. Ama resim sanatını öğrendikten sonra ne kadar zor olduğunu görür” der.

Sanat ve sanatçı üzerine her önüne gelen yorumlar yapmakta, ahkâmlar kesmekte, bilirkişilik misyonuna soyunmakta.

Sevgili dostlar, dünya her gün yeniden kurulmakta ve yediden şekillenmektedir. Bu yenilik özellikle değişim ve gelişim süreci içerisinde olup sanat da kendi payına düşeni almakta ve kendi içerisinde bir evrim göstermektedir. Bu değişime ayak uyduramayan, kendisini çağın gerektirdiği gelişmeye hazırlamayan sanatçıların, daha sonra bu açığı kapatmaları oldukça zordur.

Sanatçının her konuda bilgisi olmalıdır. Fizik, kimya, geometri, edebiyat, müzik, felsefe gibi kavramların altını doldurmalıdır.

İnternet – bilgisayar çağında yaşıyoruz. Bu şu demektir, o bildiğimiz kocaman dünya var ya, artık küçüldü, küçüldü koltuğumuzun altına sığacak kadar ufaldı. Bilgiye ulaşmak artık çok daha kolaylaştı. Bilgisayar demek evrensellik, uluslar arası, ülkeler arası, denizaşırı ülkelere bir tuş ile ulaşabilme demektir. Bir tuş basımı kadar çok kolaydır bilgiye ulaşmak.

Dünyada kim ne yaptı, ne söyledi,  ne üretti anında herkes görebiliyor, duyabiliyor artık. Bu müthiş bir hızlılık ve gelişimdir. Bu gelişmişlikte, sanat da üzerine düşen payı almaktadır. Siz kalkıp da 10 yıl önceki, hatta 1 yıl önce ki duyumlarınızla, bilgilerinizle sanat ve sanatçıyı tanımlayamazsınız. Çağın, bilginin, teknolojinin gerisinde kalırsınız, yarıştan koparsınız…

Çağımızın sanat – sanatçı tanımı ÖZGÜNLÜK VE ÖZGÜRLÜKTÜR kelimeleri içerisinde saklıdır… Hiç de öyle anlamsız kelimeleri sıralayarak herkes kendisine göre felsefe yaparak yeni tanımlar üretmeye kalkmasın.

Türkiye’de ki sanatçılarımızın sorunu, özgün eser ortaya çıkartamamak dır. Takriben 100 bin kişi ülke genelinde resim yapmaktadır. Amatör, profesyonel, hobi, öğrenci, kursiyer adına ne dersen de. Bu kadar insan resim yapıyor, tuval boyuyor, fırça sallıyor. Öncelikle herkes bulunduğu yerde, yöresinde iyi olmalı, tanınmalı; daha sonra ulusal bazda, yani ülke genelinde tanınmalı, iyi eserler vermeli; daha sonra da uluslar arası olmalıdır.

İhtiyacımız olan, önemli olan uluslar arası olabilmektir. Yani fikirlerimizin ürünü olan eserlerimiz, uluslararası boyuta geçebilmesi için, kendi özelliğimizde, kendi tadımızda, kendi yaşanmışlığımızda olmalıdır. Yani biz olmalıyız. Bir başka ülkenin insanı olmadan, kopyalamadan, aşırmadan, çalmadan kendi özgünlüğümüzde eserler üretmeliyiz.

Dünya sanatının ihtiyacı olan, yeni, yepyeni, hiç söylenmemiş, yapılmamış fikirlerle özgün yapıtlardır.

Bir çakıl taşı yap, bir böcek kanadı, bir ağaç kabuğunda ki kurtçuğu.. Mesela bir havuç resmi yapabiliyor musun? Ama işin kolayına kaçmadan, çalmadan, aşırmadan, tamamen senin yaratın, yepyeni bir tat da, yepyeni bir söylem de.. O havucu öyle boyamalısın, öyle yapmalısın ki, onu yemek isteyen tavşanın çıkarttığı ses, dünyanın diğer ucunda fırtına kopartmalı.

Özgün havucu boyayabilmek için kaç yıla ihtiyacın var, veya kaç tane tuval boyaman gerekli dersin? Hiç düşündün mü? 1 yıl da 100 tuval, 10 yılda 10 bin tuval veya 20 yılda 50 bin tuval.. Ne dersin?

Bu şuna benzer, bir futbol maçında bir golün atım süresi ne kadardır? 10 dakika, 60 dakika veya hiç gol yok. Yani bazen maç başlar gol olur, maç biter, uzatmalar da biter hala gol yoktur..  

Sanatçılarda bu özgün eserlerini ortaya çıkartırken aynen böyledir. O çok basit gördüğümüz havuç resmi var ya, boyarsın tuvalleri, fırçalar boyalar biter, yıllar geçer bir türlü özgün havuç resmini ortaya çıkartamazsın. Binlerce, on binlerce havuç resmi yaparsın.

Artık öyle bir an gelir ki havuç olursun ve o havucu kemiren tavşanın çıkarttığı ses dünyanın öbür ucunda fırtınaların koparttığının farkına varırsın. Bir Fransız ata sözü der ki, “ Her şeyin bir şeyini, bir şeyin de her şeyini çok iyi yapacaksın”

Senin havuçlarını yiyen tavşanın çıkarttığı sesi duyamayan kişiler, sana neden hep havuç resmi yapıyorsun diye soracaklardır… Onlara havuç yemelerini tavsiye et, belki o zaman anlarlar…

Claude Monet  86 yıllık ömründe 75 yıl resim yaptı, 45 yılını sadece nilüferler serisine ayırdı. 1926 yılında öldüğünde arkasında dev gibi nilüferler serisinin çalışmalarını bıraktı. Dünyanın neresine giderseniz gidin Monet deyince akla nilüferler gelir..

Su üstünde yüzen nilüferlerin, havuç yiyen tavşanın sesini duyabiliyor musunuz? Ya şu yan tarafta ki kırmızı gelinciklerin?

Sevgiyle kalın…

 

HİKMET ÇETİNKAYA

Ağustos 2015 .. CA – ON

(Ankara Lıfe dergisi, Eylül 2015 sayısı, kendi sayfamda yayınlanmak üzere hazırlanmış bir yazıdır.)