Sanatçı Kime Denir, Sanatçı Kimdir

Ankara Life Dergisi okuyucularına, bu sayıda böyle bir konu yazmayı düşündüm. Bilgilerimin yanında, kaynak oluşturması bakımından google’da “Sanatçı Kime Denir, Kimdir” konusunu araştırdım. Karşıma birkaç yerde hep aynı yazı çıktı. Bu, Sn Bülent Özcan’ın araştırma yazısıydı. 37 Yıllık sanatla uğraşan, resim yapan bir kişi olarak, irkildim ve birazda utandım. Sonra, sanatı ve sanatçıları sorgulamaya başladım. Facebook sayfamda makalenin bir kısmını alıntı yaparak yayınladım, sanatçı dostlarımdan yorum yapmasını, düşüncelerini yazmasını istedim.
Sizlere, Sn Özcan’ın “Sanatçı Kimdir” yazısından küçük bir alıntı yapmak, sonra da facebook’taki bazı sanatçı dostlarımın yorumlarından da kısa cümleler aktarmak istiyorum.

“Bizde sanatçı bukalemun gibidir. Saate göre, güne göre renk değiştirir. Bizde sanatçının kişilik sorunu gibi bir sorunu da yoktur. Kişiliksizdir. Siliktir. Yitiktir. Aynalara dargındır. Aynasızdır. Kimileyin taraf tutar, kimileyin tarafsızdır!… Çıkarının gerektirdiği şekilde düşünür. Çıkarcıdır. Nemelazımcıdır. Yağcıdır. Yalancıdır. Palavracıdır. Elinde bir zilli tefi, yaldızlı pabuçları vardır!… Dolap beygiri gibidir. Bir sağa, bir sola döner boyuna. Üçkâğıtçıdır. Sanat hırsızıdır!… Bizde sanatçı hinoğluhindir. Yüzsüzdür. Görgüsüzdür.”

C.Özşahin: Bir kişi bu kadar kişilik özelliklerini bir arada taşıyamaz…..

D.Güler: Bence çok doğru, cesurca bir tanımlama. Yaşam zorluğu, insanda ve sanatçıda yalnız olma ve bağımsız düşünme şansı bırakmıyor. Sanatçı filosofisini oluşturamıyor. Evrensel olamıyor. Özellikle bizim gibi ülkelerde sanatçı tipi bu açıklamaya çok daha iyi uyuyor. Gerçekten bukalemun ve bin bir surat olmalı sanatçı. Yoksa hiçbir şansı yok. Eski zamanlarda yine bir kümeleşme ve dayanışma vardı, ama şimdi oda yok. Hatta sanatçıya gerek bile yok. Şans başka yerlerden ve ilişkilerden geçiyor..

S.Toprak: Geçici hazlara dayalı, felsefesi, tabanı ve çıkış noktası olmayan, sansasyonel ve eğlence dünyasının sanat anlayışı üzerine bir eleştiri olmuş. Bunlar olmasa gerçek sanat ve sanatçı profilini fark edip hak ettiği değeri veremeyeceğiz. Her şey zıttıyla anlam kazanır..

H.Akalın: Bitirdiğimiz okullar bize sadece meslek kazandırır. Belki stilimizi maskeleme becerisi verir. Bence, sanatçılar arasında da tıpkı toplumun diğer katmanlarında olduğu gibi Sn Bülent Özcan’ın da ifadesiyle, kişiliksizlik, silik, yitik, aynalara dargın, çıkarcı, yağcı, yalancı, palavracılar vardır.

T.Karagenç: Her şarkı söyleyen, resim yapan kişiye sanatçı denirse, sonuç yazıdaki tanıma uygun olur. Gazete ve TV lerde bizlere sanatçı olarak gösterilenler genelde pop şarkı söyleyenlerdir. Tiyatro, dans, bale, resim sanat olarak görülmez. Onlar tiyatrocu, baleci, ressamdır. Konuya bu şekilde bakıldığı için de “ sanatçının” kişiliksizliğinden başlayıp, hırsızlığına kadar devam eden yol açılmış olur…

M. Altınok: Benim mezun olduğum dönemde 29 arkadaşımdan sadece 5 arkadaşım resim yapmaya devam ediyor. Bunlardan 4 arkadaşım da resim öğretmeni olduğu için. Böyle bir tabloda neyi neye göre değerlendireceğiz. Diğer arkadaşlarım ise kimi bankacı, kimi yer hostesi, kimi evinde oturuyor ve dünyaya küsmüş durumda. Bu arkadaşlarım Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü kazandığında ne hayalleri vardı oysa. İşte acı ama gerçek…

Ü. Şahin: Bence sanat, sanatçının tekelindedir. Alınamaz satılamaz. Sanat bir takım duygu ve düşünce fırtınası ile zevk ve acının doruklarına çıkma işidir. Dolayısı ile soyuttur, elle tutulamaz, gözle görülemez. Bu doruklardan inildiğinde ortaya bir “mal” çıkar. İşte bu da sanattan geri kalan posadır, bu alınır satılır, görülür dokunulur. İşte bir yanda posayla ilgilenen ressamcıklar varken, bir yanda meyvenin tadını her defasında damaklarında kana kana hisseden üstatlar vardır.

“Sanatçı kimdir, kime denir sanatçı” tanımını, Sn Bülent Özcan’dan okuduğumda, ilk önce çok üzüldüm. Böyle bir sanatçı tanımına dahil olmayı herhalde kimse istemez. Ama bir de ortada sanatçı realitesi var..
Facebook sayfamda, sanatsever dostlarımla paylaştığım yazıda, gelen yorumlardan esinlenerek, ortak paydayı çıkardım ve resim sanatçısı kimliğini ben de, şöyle oluşturdum;

Sanatçı, bir elinde fırça olan, boyayı, paleti, tuvali sarıp sarmalayan, koklayan, devamlı resim yapan, palete sıktığı boyayla duygusal bir aşk yaşayan kişidir. Diğer elinde, kitap olan, okuyan, araştıran, fikir üreten, yorumlayan, düşünen kişidir. İşin felsefesini çok iyi özümseyip, Ü.Şahin’in dediği gibi, duygu ve düşünce fırtınası ile zevk ve acının doruklara çıkması, ayaklarının yerden kesilmesidir. Yeterli mi dersiniz. Hayııııır.. En önemlisi ise, yüreğinde sevgi olan, terbiye, ahlak, vicdan ve edep sahibi kişidir. Yani bu 3 unsura sahip kişiden sanatçı da olur, adam da olur, insan da olur. Özetlersek, sanatçının, bir elinde fırça, diğer elinde kitap, yüreğinde de sevgi olacak..

Çevremizde sizce kaç kişi bu “Sanatçı” tanımına uyuyor dersiniz. Şayet buna uyan kişi bulamazsak, Sn Bülent Özcan’a yürekten “evet” diyelim…

Sevgilerimle….

HİKMET ÇETİNKAYA / Eylül  2012 / Ankara