Sanata ve Sanatçıya Bakışımız…

Herkes tarafından bilinir, gelincik çalışmalarımın yoğunluğu. Öyleki birçok kişi tarafından hatta yerel ve yabancı basında bile “gelincik adam” diye anılır hale geldim. Bundan da hiçbir zaman şikâyetçi olmadığım gibi de bilakis mutlu oluyorum…

Bilkent Sanat Sokağında bir galeri sadece benim eserlerimi sergiliyor, belki gezeninizde olmuştur. En son Kanada Ottowa’da ki War Museum’a kabul edilen 150 X 150 cm boyutlarındaki eserlerim sergilendi ve sonrasında 8 tanesi Dış İşleri Bakanlığımız tarafından diplomatik kargo ile Ottowa’ya gönderildi. Kanada Büyükelçimiz Sn Rafet Akgünay tarafından da yapılan bir törenle müzeye teslim edildi. Geçen hafta da, Fransa’ya gittim, Paris’teki Avustralya Büyükelçiliği Kültür Ataşesi davet etti. 2013 yılı Avustralya’da Türkiye Yılı olarak kutlanacak, gelincik çalışmalarınız ile beraberce neler yapabiliriz diye..

Bilkent Sanat Sokağında eserlerim sergilenirken, galeriye bir defter kondu, gelen ziyaretçiler görüşlerini yazsın diye. Onur ve gurur verici yazıların yanında, bir sanatçı olarak benim yüreğimi incitici, yıpratıcı yazılarda vardı. Çalışmalarımı ve sanat anlayışımı alaycı bir üslupla yazıya döken ziyaretçilerimiz her nedense altına isim yazmamış. Gerçi yazsa da yapacak bir şeyimiz yok. Fakat o yazıları her kes okuyor, yerlisi ve yabancısı görüyor. Kesinlikle yazılara dokunmadım, silmedim, isteyen de gidip okuyabilir.

36 yıl önce elime fırçayı aldım, yağlıboya ile tanıştım. Bu süre zarfında 8 bin esere imza attım. Son 12 yıldır da gelincik çalışmalarına ağırlık verdim ve gelinciklerimle olan beraberliğimden de hoşnutum.

Bilirmisiniz; Fransız ressam, Claude Monet  (1840 – 1927) 87 yıl ömür sürmüş ve 75 yıl resim yapmıştır. Empresyonistlerin babası Monet 1883 yılında Paris yakınlarında ki Giverny’e yerleşmiş. Monet deyince akla nilüferler gelir, hatta öyle ki, son yapıtları 200 X 600 cm boyutlarındaki nilüferleri bir biri ardına seri olarak çalışmış ve ölümünden sonra, Fransız Devletide sergilemek için özel bir müze oluşturmuştur. Şimdi bu yapıtlar I’Orangerie ‘ de sergilenmekte ve her gün bu eserleri görmek isteyen yüzlerce insan uzun kuyruklar oluşturmakta..

Yani Claude Monet, 75 yıl resim yapmış bunun 44 yılı nilüfer çalışmalarına ayırmış neredeyse.. Eeee kolay değil Monet olmak, Dünya var oldukça, Monet’in nilüferleri yaşayacak ve beraber anılacak. Unutmayalım ki deniz kıyısındaki kayaları delen dalgalar değil, su damlacıklarının sürekliliğidir.

Ben bir Monet değilim, zaten öyle bir iddiamda yok. Fakat Dünyanın bir ucundan, Kanada’dan, Avustralya’dan fark edilip de sergi etkinliği için çağırılıp, Dünya’nın sayılı müzelerine eserlerimin kabul edilmesi, takdir görmesi, Türk Bayrağının bu etkinliklerde dalgalanması ve Dünya Sanatında bizde varız demenin onurunu ve gururunu yaşamak varken, cılız da olsa çatlak sesler beni üzüyor. Unutulmamalıdır ki bizler bu ülkenin, bu toplumun sanatçısıyız ve sanatçılar da kolay yetişmiyor.

Sanatçı eserlerinin telif ve patent haklarının korunması ile ilgili girişimlerim oldu. Başıma gelmedik kalmadı. En başta üniversitedeki hocam, arkasından yazılı basın, daha sonra sözüm ona sanatçı geçinen insanlarımızdan, galerici ve çerçeveci görünümündeki camcı dükkânlarından çekmediğim kalmadı. Alay konusu mu olmadı, tehdit mesajları mı almadım, mahkemelerde dava konusu mu olmadı. Çekmediğim kalmadı. Hatta bir gazeteci ne zaman bu ülkeyi terk edeceğimi sormuştu. Gazeteci, kalem elinde ya, asar da keser de.. Bütün bunları sosyal paylaşım sitelerinde isim, yer ve zaman vererek paylaşmıştım..

Toplumumuzun sanata ve sanatçıya bakışını sizlerle paylaşmaya çalıştım. Kendimce dertleştim.. Bizden de günün birinde Monet’in çıkması dileği ile..

Sevgi ve saygılarımla..

HİKMET ÇETİNKAYA / 2011 Aralık / Ankara