Resim Nedir…

Resimin birkaç tanımını yapalım.
Resim sanatı, özlem, duygu ve düşüncelerin, belirli estetik kurallar çerçevesinde, iki boyutlu bir düzlem üzerine yansıtılmasına dayanan sanat dalıdır.
Varlıkların, doğadaki görünüşlerinin kalem fırça gibi araçlarla kâğıt, bez, vb. üzerinde yapılan biçimlerdir.
Resim, yüzey üzerine renklerle, zihinsel eylemin ifadesi, estetik bir görünüm oluşturmaktır.
Bu tanımların ortak kelimelerini bulursak, duygu, düşünce, estetik, biçim ve ifadedir. Yani resimin tanımı, duygu ve düşüncelerimizin, estetik ve biçim kuralları içerisinde kendimizi ifade etmemizdir, diyebiliriz…

Resim ne değildir dersek, fotoğraf gibi, aynı bire bir gördüğümüzü aktarmak değildir… Resim yapmanın da, tanımlamanın da, ifade etmenin de iki yolu vardır. Ya çizgi den yola çıkacaksın, ya da renkten. Başka bir üçüncü yol yoktur… Rubens, Rembrandt, Mikelanjelo, Leonardo gibi üstatların resim anlayışı çizgi – desen üzerine dayalıdır. Yani çizgi ön plandadır daha sonra renk gelir. Biz bunlara klasik resim anlayışı da diyebiliriz… Bir de Monet, Cezanne, Gauguın, Van Gogh, Pissarro, Seurat, Sisley gibi Empresyonistlerin ışık ve gölgenin, yani rengin öne çıkarıldığı bir anlayış vardır. Bir resimde, hem çizgi-desen, hem de rengin mükemmel olmasını bekleyemeyiz. Birinden birini tercih etmeliyiz, yani birinci sıraya koymalıyız…
Hiç şüphe yok ki, Empresyonizm birçok sanat akımının da başlangıcı olmuş, sanata yeni bir yön, yeni bir boyut kazandırmıştır… Örneğin, resimin öğelerini biçimsel olarak sıralarken, renk, kompozisyon, ritim, denge, doluluk – boşluk olarak adlandırmışlar…

Demek oluyor ki, resimi en az kelime ile ifade etmeye kalkarsak, RESİM = RENK + KOMPOZİSYON + RİTİM dir.

Geçen gün, sosyal paylaşım sitelerinde bir resim sanatçısı, (Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden Mezun) resimlerimin ödüllendirilmesi ile ilgili, çalışmalarımı küçümseyerek, “desenize çiçek böceklerle daha çok uğraşacağız” yorumunu getirerek, nü yapmayı, çizgi ve desen çalışmalarının önemine vurgu yapmıştı…
O arkadaşım bilmelidir ki, resim her hangi bir konuyu yapmak değildir. Orta çağ zihniyetinden kalma çizgi ve desen ile uğraşmakta değildir. Resim renktir, kompozisyondur, ritimdir. Ne yaparsan yap, hangi konuyu işlersen işle, hangi yöntemi kullanırsan kullan renk ve kompozisyonu çok iyi bilmelisin, öğrenmelisin, çağı yakalamalısın… Daha önce yazdığım bir araştırma yazımdan alıntı yapmak istiyorum izninizle.

. “36 yıl önce elime fırçayı aldım, yağlıboya ile tanıştım. Bu süre zarfında 8 bin esere imza attım. Son 12 yıldır da gelincik çalışmalarına ağırlık verdim ve gelinciklerimle olan beraberliğimden de hoşnutum.


Bilirmisiniz; Fransız ressam, Claude Monet  (1840 – 1927) 87 yıl ömür sürmüş ve 75 yıl resim yapmıştır. Empresyonistlerin, rengin, ışığın -gölgenin babası Monet 1883 yılında Paris yakınlarında ki Giverny’e yerleşmiş. Monet deyince akla nilüferler gelir, hatta öyle ki, son yapıtları 200 X 600 cm boyutlarındaki nilüferleri bir biri ardına seri olarak çalışmış ve ölümünden sonra, Fransız Devletide sergilemek için özel bir müze oluşturmuştur. Şimdi bu yapıtlar I’Orangerie ‘ de sergilenmekte ve her gün bu eserleri görmek isteyen yüzlerce insan uzun kuyruklar oluşturmakta.

Yani Claude Monet, 75 yıl resim yapmış bunun 44 yılı nilüfer çalışmalarına ayırmış neredeyse.. Eeee kolay değil Monet olmak, Dünya var oldukça, Monet’in nilüferleri yaşayacak ve beraber anılacak. Unutmayalım ki deniz kıyısındaki kayaları delen dalgalar değil, su damlacıklarının sürekliliğidir. “

Ne yaparsan yap, hangi konuyu çalışırsan çalış, denizdeki kum tanesini yap, boz kırdaki bir dikeni yap, ama senin resmin olsun, özgün çalışma olsun. Bırak annenin yağını kullanmayı, orta çağ anlayışı ile resimi tanımlayamazsın sevgili kardeşim… Çağın getirdiklerini yakalamalısın, bakış açını genişlet, başını kaldır ve etrafına bak.
Gördüğünde anlayacaksın ki, resim konusunda bize anlatılan La Fonten’den Masallar.
Masal dinleme zamanımız geçti. Artık roman okumalıyız.

Sevgilerimle…

HİKMET ÇETİNKAYA / Ocak 2012 / Ankara