Öğretimle Resimlerimiz, Eğitim ile Yaşantımız Renklenir

Ziya Gökalp, eğitim kelimesini “Bir toplumda yetişmiş neslin, henüz yeni yetişmeye başlayan nesle fikirlerini ve hislerini vermesidir” şeklinde tanımlar.

Durkheim ise eğitim kavramına sosyal açıdan bakanların başında gelir. Ona göre “eğitim, yetişkin nesiller tarafından, sosyal hayata henüz hazır olmayanlara tatbik edilen bir tesirden” ibarettir. Bu durumda eğitim; yetişkin neslin, bir plan ve gayeye göre yetişmekte olan nesillerin gelişimini sağlamaktır.

Eğitim derken bir insana istenilen özellikleri kazandırmaktan çok kültür edinme sürecini kast ederiz.

Eğitim sözcüğünün İngilizcesi education- Latince ‘Educere’den gelir. ‘Educere’ sözcüğü hem bitki ve hayvan, hem de çocukların bakım ve yetiştirilmesi anlamlarında kullanılırdı. İngilizcede de bu kelime genel manada, çocukların ve hayvanların yetiştirilmesi anlamında kullanılmaktadır.

Türkçede, ‘eğitim’ 1940’larda maarif, tedrisat, talim ve terbiye gibi sözcüklere karşılık gelecek şekilde ortaya çıkar. Türkçe ‘eğmek’ kökünden türemiştir. Bu kök, bükmek, uygulamak, öğretmek, yetiştirmek, geliştirmek, alıştırmak, egemenlik altına almak, yenilgiye uğratmak, kırmak ve yönlendirmek gibi anlamlara gelir.

“Mademki biliyorsun, niye öğretmiyorsun”
Ludingirra (sümerli eğitmen ve şair Günümüzden 4000 yıl önce)

Bilindiği gibi, insanın eğitimi doğduğu andan itibaren başlar ve ölünceye kadar devam eder.

Ünlü ingiliz iktisatçı “Adam Smith” in güzel bir sözü var,
Demiryollarının %5’i demirse %95’i insandır.

Kurumların başarılı olabilmeleri öncelikle her çalışanı gerçekten başarılı olabileceği, bilgi, beceri ve yeteneklerini gösterebileceği doğru alanlarda çalıştırabilmek, önlerine mesleki bir vizyon koyarak kariyer gelişmelerine yardımcı olmaktır.
Bunun için gerekli olan ana unsur ise, eğitimdir.
Başarılı kurumlara baktığımızda başarılarının arkasındaki en önemli gücün eğitim olduğu görülmektedir.

Eğitim ve öğretim en fazla karşılaştırılan iki kavramdır. Eğitim bir insanın hayatını devam ettirebilmek için öğrendiği her şeye denir. Eğitimin bir zamanı mekanı yoktur.İnsan oğlu ölene kadar eğitimine devam eder.Eğitimin başladığı yer ailedir.Eğitimin en fazla alındığı ve kalıcı olduğu zaman da doğumdan itibaren ilk çocukluk dönemine kadardır.

Öğretim ise okulda olan planlı sistemli bir amaca yönelik yapılan sistemli bir iştir. Daha basit bir tanımla eğitim, insan olmayı; öğretim ise bilgi kazandırmayı amaçlayan süreçlerdir. Örnek vermek gerekirse, okullarda ve sanatçı atölyelerinde resim yapmasını öğretiriz. O kişiyi eğitmeyiz. Bu öğrendiği bilgilerin yaşamına yansıması, düşünce ve davranışlarını gündelik hayatında yaşaması, ona göre davranışlarını ve hareketlerini düzenlemesi ise eğitimdir.

Yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı üzere eğitim ailede başlayan ve yaşam boyu süren planı, zamanı, mekanı olmayan bir süreç ;öğretim ise okulda başlayan belli bir amacı olan planlı,sistemli,zamanı belli okullarda ve atölyelerde yapılan genelde amacı öğrenciyi bir üst seviyeye hazırlamak olan bir süreçtir.

Bununla ilgili bir öyküyü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bilim adamından, hükümdar keçiye kitap okumayı öğretmesini ister. Bilim adamı uzun bir düşünceden sonra bir yol bulur. Kitabın sayfaları arasına biraz ot-yaprak vs. koyar. Kısa sürede keçi, her sayfayı dili yardımıyla çevirip aradaki otu yemektedir. Daha sonra, her sayfaya değil de aradan bir kaç sayfaya bu otlardan koyar. Keçi arasında ot bulunan sayfayı bulana kadar diliyle sayfayı çevirmektedir. Son gün bilim adamı hükümdarın karşısına keçi ve bir kitapla çıkar. Kitabın sayfa arasında hiç ot yoktur. Hükümdarın gözü önünde keçi tek tek otu arar ve son sayfaya gelene kadar başını sağa sola sallar ve kitabın son sayfasını da çevirir.

Hükümdar alaylı bir dille sorar;

“-Sor bakalım ne anlamış”

Bilim adamı cevap verir,
” Ben dilinden anlamıyorum, isterseniz siz sorun…”
İşte bilim adamının keçiye uyguladığı işlemler öğretimdir. Hükümdarın bir bilim adamına karşı takındığı tavır eğitimsizliktir.

Öğretim ile resimlerimiz, eğitim ile yaşantımız renklenir.

Yaşamımızdan renkler hiç eksilmesin.

HİKMET ÇETİNKAYA

2015 Nisan ANKARA