Nazım Hikmet Ankara’ya Geldi…

Sen mutluluğun resmini yapabilirmisin Abidin?
İşin kolayına kaçmadan ama
Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
Ne de ak örtüde elmaların
Ne de akvaryumda su kabarcığının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilirmisin Abidin?
1961 yazı ortasındaki Küba’nın resmini yapabilirmisin?
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
Ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilirmisin üstat?

Büyük ozanımız, şairimiz, Memleket sevdalısı Ankara’ya geldi. Türkiye’nin sayılı Kültür Merkezlerinden birisi olan Nazım Hikmet Kongre ve Sanat Merkezi açıldı. Başkentimiz Ankara bugün çifte bayramı kutluyor. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramının sevinci ve coşkusunun yanında, Nazım Hikmet’in adına yakışır büyüklükte ve güzellikte inşa edilen Kongre ve Sanat Merkezi’miz açılışını da kutluyoruz..

Sanat Merkezi bünyesindeki sergi alanına benim adımın verilmesi, sanat yaşamımdaki aldığım en önemli ödüllerin başında geliyor..

“Hikmet Çetinkaya Sergi Alanı” nı ilk gördüğümde aklıma gelen, Fransa’daki Claude Monet için inşa edilen Musee De L’Orangerie oldu. 1840 – 1926 yılları arasında yaşamış olan Empresyonizmin büyük ismi Claude Monet, 1883 yılında Paris’in 80 km uzağındaki Vernon Kasabasının Giverny bölgesine yerleşerek, yaşamının sonuna kadar burada resim çalıştı. Bu dönemde (43 yıl) en çok çalıştığı nilüferler serisiydi. 1927’de Claude Monet’in arkadaşı Georges Clemenceau’nun nilüferler serisine ait 200 X 400 cm boyutlarındaki 8 adet çalışmasını Fransız Devletine hediye etti. Bu 8 adet yağlıboya nilüferler serisi çalışması, gün doğumundan gün batımına kadar olan süre içerisinde ki, günün değişik saatlerindeki çalışmalardı..

İçinde bulunduğunuz bu Hikmet Çetinkaya Sergi Alanı o kadar çok Musee De L’Orangarie’yi andırıyor ki, neden Monet’in nilüferler serisi gibi, gelinciklerin de gün içerisindeki ışık durumuna göre, resimleri yapılmasın? Tuvallerin boyutları, gelincik kompozisyonlarının seri olarak birbirini takip etmesi ve anlamlı olması gerekiyordu. Nazım Hikmet’in şiirindeki “Anadolu’nun bir köy mezarlığındaki çınar” Neşet Ertaş’ın tezenesindeki bozkır, Ahmet Arif’in “Dağlarına Bahar Gelmiş Memleketimin” Aysel Gürel’in “Son Bakış” Zülfü Livaneli’nin “Açar Yediveren Kançiçekleri” palette, tuvallerde, gelinciklerin ruhunda olmalıydı..

3 ay eskizlerin hazırlanması sürdü. Kompozisyonun kurulması, renk gruplarının belirlenmesi, gün doğumundan gün batımına kadar olan süre içerisindeki kompozisyonların tuvallere paylaştırılması oldukça zamanımı aldı. Eskiz aşaması bittikten sonra takriben 2 ay boyama sürdü. Toplam 5 ay içerisinde çalışmaları bitirdim. Her bir tuval 120 X 200 cm boyutlarında olup, toplam 14 tuvalden 28 metre uzunluğunda bir çalışma ortaya çıktı. Çalışmalar bez tuval üzeri yağlıboya olup, bazı yerlerinde resim pastası, likid oil, rembrandt akrilik, titanıum ve zınc kullandım. Bunun yanı sıra değişik sertliklerde fırçalar, spatulalar, merdaneler ve taraklar, en son gomalak ile karıştırılmış yarı mat vernik kullandım..

Bir sanatçının yaşarken alabileceği en güzel ödül, onur verici bu olay karşısında Başkanımız Sn Fethi Yaşar’a, ve Başkan Yardımcımız Sn Şenol Balaban’a teşekkür ediyorum. Fırçamla, paletimle, yüreğimle, beynimle bu ödüle layık olmaya çalışacağım..

HİKMET ÇETİNKAYA