Kırmızı – Siyah, Siyah – Kırmızı

Hikmet Çetinkaya`nın çoğu gelinciklerden oluşan resimleri, aynı konu üzerindeki ısrarlı çalışmaları, simgesel duygudaşlık” olarak adlandırılan estetik sorunu anımsamamıza neden olmaktadır.

Bilindiği gibi sanatı yaratan imgelemdir. Ancak kişinin dış dünyaya ilişkin deneyimlerinden kaynaklanan imgelemenin sanatsal imgeleme ulaşması için, duygu ve duyum olarak ifade edilen bir süreçten geçmesi gerekir. Tinsel bir etkinlik olarak görülen duygu ve duyumla sanatçı, kendi öz yaşamını, varlığını, bilinçaltı birikimlerini yakınlık duyduğu dış biçimde arar, kendini bir “Vahdeti-vücut” (varlık birliği) anlayışı içinde orada görür, onunla özdeşleşir. Bu olguya Robert VISCHER “simgesel duygudaşlık” (Sympathie Symblique) demektedir.1
Kimileri göz alabildiğine uzanan, kıpırtısız bozkırlarda, kimi heyecan dalgaları uyandıran toplumsal olaylarda, kimi kıraç topraklarda yaşam savaşı veren bir çiçekte bulur kendini.
Bunlar Hikmet Çetinkaya gibi kişilikli sanatçılara özgü niteliklerdir.

Sanatçının özdeşini binbir emekle yetiştirilen bahçe gelinciklerinde değil, Anadolu gelinciklerinde aramalıyız. Kırmızı siyah cıvıldaşmalarıyla bozkırların solgun yüzünü şenlendiren o kırçiçekleri, alçak gönüllü ortamlarda kendi kendine yeten nitelikleriyle yaşam savaşı veren gelinciklerdir.

Kırmızı içindeki siyah benekleriyle onlarda, bazen çocuk yüzlerinin cıvıldaşan saflığını, bazen genç bedenlerin ateşli sevisini ya da Wagner`in insan coşkusunu doruğa çıkaran müziğini algılarım.

Ateşin, karın, savaşların ve utkunun rengi kırmızı ve içinde yer alan siyahın soylu suskunluğu, kırmızının dokularımıza kadar işleyen çok güçlü uyarıcılık niteliğini dizginleyerek diyalektik bir denge kurmaktadır bu çiçekte. Çünkü “üç ana rengin birleşimi olan bu yüzden de bütün ışınımları (radyasyon) somurmuş olan siyah`ta”2 görünmeyen, bu yüzden de etkisi büyük olan renksel gizilgüç, ağırbaşlı, sakin bir soyluluk sezinletir.

Kimi, neyi anlatmaya çalışıyorum?
Kuşkusuz gelinciği! Ama o gelincik tarlasında birini görüyoruz bize bakan; sakin, sessiz…
Bu görkemli suskunlukta ateşli tutkular saklayan biridir o.
Gelinciğin tıpkısı değil, özdeşidir. Birinde kırmızı içinde siyah, diğerinde siyah içinde kırmızı yer almıştır çünkü.

Kayıhan Keskinok / 24 Şubat 2005 / Ankara

1 VENTURI Lionello (1969), Historie De La Critique D`Art Flamarion Paris, S.266
2 SAINT-JACQUE Camille (1989), Marc Devade Ecrits Theoriques (1) Editions Lettre Moderne, S.33