Hikmet Çetinkaya Atölyesi

Resim atölyeleri genellikle resim yapmak için düşünülen, tasarlanan birimlerdir. Bunun yanı sıra, koşulları uygun ise resim dersleri de verilebilir. Bazı resim atölyeleri sanatçının evinin bir bölümü veya sadece sanatçının özel çalışmaları için uygun ise ders vermek pek mümkün olmaz. Ben atölyemi oluştururken; ders verme, bilgimi paylaşma, öğrenci yetiştirme ve bunun yanı sıra kendim için de resim yapabileceğim bir yer olarak düşündüğüm, tasarladığım bir mekân olsun istedim.

1982 yılında Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Resim Bölümünden mezun oldum.  Okulda en sevdiğim ders Galip Türkdoğan hocamızdan aldığım “Eğitim Yöntemleri” dersiydi. Çocuğun anne karnındaki eğitiminden tutunda, bir insanın her yaş evresindeki gelişmişliğine göre sanat eğitiminin nasıl olması gerektiğini anlamaya, incelemeye, irdelemeye başladım. En çok ilgimi çeken, özellikle “Eğitim Yöntemleri” konusuna eğildim. Tek tip eğitim, herkese aynı eğitim, tek yönlü bir eğitim hakimdi çevremizde. Bu bana son derece yanlış gelen bir eğitim yöntemiydi, yani sistem yanlıştı. Oysa her insanın yaşanmışlığı, algılaması, anlaması, eser üretmesi farklı olmalıydı. Bu gerçeği dikkate almıyorlardı. Mesela, Güzel Sanatlar Fakültelerine öğrenci alırken yıllardır hep aynı yöntem uygulanır. Öğrenciler bir sınıfa toplanır, ortaya bir kişi oturtulur, çizilmesi istenir. Yani karakalem desen çizdirilir. Belirleyici en belirgin özellik desen çizimidir. Bana göre son derece yanlış, hatalı ve verimli bir sınav değildir. Güzel Sanatlar Bölümüne alınacak öğrenciden dosya istenmeli, şimdiye kadar neler yapmış, düşünceleri, sanat anlayışı, projeleri, eserleri… Hepsi bir dosya halinde istenmeli ve geniş bir jüri önünde öğrenci sanatsal anlayışını sunmalı. Aynı şekilde, bir sanatçı atölyesinde verilen resim dersinin, sanatsal eğitimin en önemli yanı ise “Pedagojik Eğitim” dir… Yani önce resim dersi verecek olan kişinin kendisini eğitmesi gerek. Sadece duyumları ile, var olan sanatsal eğitim yöntemlerinden habersiz, kulaktan dolma, tek yönlü bir resim dersi son derece verimsiz ve sakıncalıdır.

Ben, resim atölyemi ilk defa 1992 yılında Ankara’da bir apartmanın kapıcı dairesinde açmıştım.  Mezun olduğum 1982 tarihinden sonra 10 yıl süre ile, “Sanat Eğitimi Yöntemleri” ni araştırdım. Türkiye’de ki ilk sanat atölyesini açan Leopold Levy’den tutunda, İbrahim Çallı ve ekibinin Paris’te devam ettiği Andre Lhote atölyesinin yöntemlerine kadar inceledim. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun sanatsal notlarından, Eşref Üren’in söylemlerine kadar okudum… Hatta Paris’te ki sanat atölyelerini gezdim, notlar tuttum, fotoğraflar çektim. En sonunda kendi adımı taşıyan “Hikmet Çetinkaya Resim Atölyesini” 1992 tarihinde kurdum. Atölyemin temel anlayışı, önceliği “Renk” üzerinedir. Çizgisel değil, tamamen rengi öne çıkartıcı, üç temel leke üzerine oturtulmuş bir sanatsal eğitimdi. O dönemlerde Ankara’da bütün atölyeler “Çizgi” yi öne çıkartıcı bir eğitim veriyorlardı. Tek tip eğitim, sadece çizginin öncülüğü vardı. Önce çok eleştiri aldım, olumsuz yorumlarda bulundular. Çok taşlandım, gayri ciddi, yöntem dışı buldular.  Çünkü yeni bir anlayış, yeni bir sistem, yeni bir sanatsal söylemdi. Aslında bunu ben bulmadım, var olan bir sanat eğitimi yöntemiydi. Ancak uygulayan, bu yönde eğitim veren yoktu. Her atölye, çizgiden başlatıyor ve uzun bir süre de çizgi eğitimi veriyordu. Renk olgusu çok süre sonra başlıyordu. Tabi o zaman sürecine kadar o öğrenciyi orada tutabilirsen, dayanma sabrını gösterirse..

Çizgisel eğitim yanlış değildi. Çizgisel eğitim sanat yöntemlerinde vardı, ancak tek yöntem değildi, tek doğru sadece bu sistem değildi. Renk ve leke ağırlıklı bir yöntem daha vardı… Ama nedense kimse uygulamıyordu. Bana göre; üç temel leke kavramı, renk olgusunu öne çıkartan sanat eğitimi yöntemi, çok kısa zamanda, öğrenci üzerinde başarıyı yakalayabiliyordu. Öğrencilerim daha heyecanlı, daha keyifli eserler veriyordu. Çok kısa zamanda çok büyük başarı yakaladık. Hatta öyle ki, var olan atölyemiz yetmedi, Cinnah Caddesi üzerinde çok büyük bir apartman dairesi tuttuk. Bu atölyemizde yetmez oldu, atölyemiz dışında uydu atölyeler kurduk. Resmi kurumların bünyesinde sanat atölyesi kurdum, yönettim. Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Hava Lojistik Komutanlığı, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı gibi kurumlarda da atölyelerimiz oldu, öğrencilerimize resim dersi verdik.

2000’ li yıllara geldiğimizde atölyemizin öğrenci sayısı 350 yi geçiyordu. Atölyemizin sanat eğitimi yöntemi çok benimsenmişti, çok kısa zamanda başarıyı yakalamıştık. Hatta öyle ki, atölyemiz öğrencileri, yaptığı eserlerle, sadece Ankara’da değil, Türkiye’de değil, Dünya’nın diğer ülkelerinde de sergi etkinliği gerçekleştiriyordu. Atölye olarak defalarca Paris’te sergiler yaptık. Yunanistan, Rusya, Bulgaristan’da sergi etkinlikleri, canlı performanslar, fuarlar ve festivallere katıldık.

Atölyemizden yetişmiş birçok arkadaşım, kendi atölyesini açtı, bizim yöntemimizle dersler verdi, çok kısa zamanda arkadaşlarım da çok büyük başarı sağladılar. Şimdiye kadar atölyemde ders verdiğim binlerce öğrencim, acı tatlı birçok anılarım oldu. Çevre Sokakta bulunan atölyemizde, 2015 yılına geldiğimizde geriye doğru baktığımda, sanat adına çok başarılı işler yaptığımızı düşünüyorum. Ankara’nın en eski atölyesi olma özelliğini taşımanın haklı gururunu ve mutluluğunu yaşıyorum.

Yol arkadaşım, değerli büyüğüm, yol göstericim Erdoğan Seçil ile beraber artık yorulduğumuzu düşünüyoruz. Tatlı bir yorgunluk, çok şeyi başarmanın mutlu yorgunluğunu yaşıyoruz. Yılların yorgunluğu, kolay değil…

Her zaman gururlandığım atölye arkadaşlarıma, bana güvenen, benimle aynı yolu paylaşan, kol kola girdiğimiz, güçlerimizi birleştirdiğimiz, acılarımızı, heyecanlarımızı paylaştığımız atölye arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Yeri geldi bir ekmeği paylaştık, yeri geldi bir demli çayı, yeri geldi acılı kuru fasulyeyi aynı kaptan yedik. Kuru fasulyemiz acılıydı, ama resim yaptığımız ortamımız tatlıydı, heyecanlıydı, neşeliydi, coşkuluydu.

Şu an Ankara Çevre Sokak’ta ki atölyemizin yanında, Kanada – Toronto’da  oluşturduğum atölyemde de sanatsal çalışmalarımı sürdürüyorum….

Paletimizde ki sevgiyi, kardeşliği, dostluğu, mutluluğu, huzuru simgeleyen renklerimiz solmasın, fırçalarımız kurumasın…