Gelincikler ressamı; “Hikmet Çetinkaya”

2009 İstanbul Tuyap/Sanat Fuarı’na katıldığımda ilk gördüm o muhteşem resimleri. Bir ormana dalmış veya sabah  çiğ tanelerinin üzerine konduğu gelincik tarlalarında dolaşıyormuş gibi hissetmiştim. O zamanlar gazetemizde yazmıyorum. Resim yapıyorum ve çok seviyorum. Bu vasıfla sanatının bir hayranı olarak tanıştım Hikmet Hoca’yla. Uzuuun uzun hayranlıkla seyrettim tablolarını.

Sonra Kosova maceramda tanışmaktan pek mutlu olduğum Asiye Aytan’ın, Hikmet Hoca’nın atölyesine devam ettiğini öğrendim. Sorduğumda hocası için; “İnanılmaz derecede çalışkan, yenilikçi, atılımcı bir sanat insanı. Atölyesinde herkes mutludur, üreticidir, hocalarını çok severler. Herkesin sorunu ile ayrı ayrı ilgilenir, çözüm arar. Sanatının yanında insan yönü de bizi çok etkiler” dedi.

Teknolojiyi çok seviyorum. İmkansız gibi görünen bir çok şeyi halledebiliyorsunuz. Ve internet aracılığı ile birkaç yazışmadan sonra bu söyleşiyi gerçekleştirdim;

1-Hikmet Çetinkaya; nerede doğdu, nasıl bir aile ortamında yaşadı. Biraz çocuk Hikmet’i anlatabilir misiniz?

Hikmet Çetinkaya’nın çocukluğuna inersek çıkamayız. Oralar benim acılarımdır. Unutmaya çalışıp bir türlü unutamadığım ama yaşamımın da bir parçası olan gerçeklerdir. Birçok röportajımda çocukluğumu yaşayamadan hemen büyüdüm demişimdir. Annemi ufak yaşta kaybettiğim için üvey anne elinde, (tamda üveyliğin hakkını vererek) büyüdüm. Çocukluktaki boşlukları siz doldurun işte.

2-Bu resim aşkı nasıl başladı ve gelişti?

Yaşama karşı dik durma, mücadele, yaşanılması gereken hayatın bir türlü gerçekleşememesi, hiç olmazsa hayalini kurduğum hayatın tuvallerde  boyalarla yaşanması, beni resme itti. Daha doğrusu ben mi resme gittim, resim mi bana geldi orası tam net değil. Ortaokulda resim dersini hiç sevmezdim. Malzeme temini benim için zor olduğu için öğretmenden dayak yer dururdum. Lisede resim dersi yoktu. Hayata bir an önce atılmak meslek sahibi olmak için Denizli Endüstri Meslek Lisesi Motor Bölümü’nden mezun oldum. Ankara’da Makine bölümünde okudum. Okulu bırakıp Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’ne girdim. Resim, renkler tam bana göreydi. 4 yıl okuduktan sonra 1982 yılında Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldum. Sonraki yıllar yaşam mücadelesi, okullarda resim öğretmenliği, atölye kurma girişimleri, Avrupa ülkelerindeki sanat eğitimi ve yöntemlerini inceleme, araştırma çabaları. Özü resimi baştan bir kez daha okuma, öğrenme süreci yani.

3-Ailede sizden başka sanatla ilgilenen var mı?

Ailemde sanatla ,resimle uğraşan yoktu. Öyle profesyonel anlamda hiç yok. Her gencin hobi olarak uğraştığı şiir denemelerini saymazsak tabi. Benim babam işçi emeklisiydi. Aile bağlarımız biraz kopuktu. Benim üzerimde en çok etkili olan, yaşam mücadelemde destekçim Denizli’de serbest meslekle uğraşan Hüseyin Çetinkaya olmuştur. Ağabeyime minnettarım.

4-Resme ilk başladığınız yıllarda idolünüz var mıydı?

Olmaz olur mu? İdolsüz, kendinize hedef olarak birisini almazsanız olur mu hiç. Her daldan, toplumdaki başarılı her insan benim idolümdü. Resim dalında Van Gogh , C.Monet, P.Gaugen benim en yakın dostlarımdı sanki. Onları kendime çok yakın bulurdum. Resim olarak, yaşam biçimi olarak tam benlikti. Müzik alanında Mıreille Mathıeu mesela beni çok etkilemiştir. Hatta bir ara onun parçalarını ezberlemiştim.

5-Size “gelincikler ressamı” diyorlar. Resme başladıktan hemen sonra herhalde gelincik resmetmeye başlamadınız. İlk başlarda konu dağılımınız nasıldı. Sonra nereden esinlenerek gelinciklerle devam ettiniz. Sadece gelincik mi yapıyorsunuz artık?

Benim adım “Gelincik Adam” kaldı biliyor musunuz. Yurt dışındaki etkinliklerimde ismimi telaffuz edemeyenler bana bu ismi taktılar. Aslında hoşuma gidiyor. Birde başında Türk kelimesi var. Gururlandığım çok olmuştur. İlk yaptığım konular havadan sudan şeylerdi. Her şeyin resmini, her konuyu yapardım. 90 lı yıllarda kar ve yağmur resimlerim çoktu. Zaman zaman o dönemin resimlerini topluyorum. Koleksiyon yapıyorum. Gece resimlerim, kar veya yağmur yağarken boyadığım resimler, yağmur yağarken gözlerimi kapatıp yağmur damlacıklarını ruhumda hissederdim. Kar üzerinde yürümek, kurduğum hayaller, Sezen’in müziklerinde ruhumu doldurup, tuvalde boşaltmak. Heyecanlı yıllardı. Sergiler, fuarlar, festivaller bir birini kovalayıp durdu.

Taaaakii İsveç Stockholm Dünya Sanat Fuarı’na çağrılana kadar. Hayatım değişti desem yeri vardır. Burayı biraz açmak istiyorum. Bu sayede de o dönemi tekrar yaşamak istiyorum. Stockholm’e uçağımız yaklaşmıştı. Kaptan pilottan konumumuz ile ilgili bilgiler anons yapılıyordu. Daha sonra kaptan pilot; “Dünya Sanat Fuarının olduğunu ve Türkiye’nin de yer aldığını, katılan sanatçımızın şu an uçağımızda bulunduğunu” anons yaptı. Hostesimiz biraz sonra, şık bir tepsi içerisinde,  küçük bir şarap ve kadeh, Hikmet Çetinkaya’yı arıyor. İkram edilen şarabı yudumlarken alkış seslerinden gözlerim dolmuştu. Fuarda olduğumuz içinde diğer ülke bayraklarının yanında Türk Bayrağı asılmıştı.

Tekrar tekrar yaşanılması gereken anılar benim için. Fuara neden beni çağırdıklarını sordum. Gelincik objesini farklı yaptığımı, değişik bir şekilde işlediğimi anlattılar bana. Beynimde birden bire şimşekler çaktı. Ben yeni bir şey bulmuştum. Üzerine gitmem gerekirdi. Bende gelincik ile birlikteliğimi pekiştirerek, yıllarca sürecek bir yaşam içine girdim. Mutlu beraberliğimiz devam ediyor. İkimizde mutluyuz.

6-Sayısız sergiler açtığınızı biliyoruz. Sizi en çok etkileyen sizin içil özel olan yurt içi veya yurt dışında unutamadığınız bir serginiz var mı?

İlk katıldığım İstanbul Tüyap Sanat Fuarıydı. 2000’ li yıllardı yanılmıyorsam. Bir çok insanla tanıştığım, galericilerle uzun soluklu anlaşmalar yaptığım bir etkinlikti. Ayağımın yerden kesildiği yıllardı. Sonra Paris’te açtığım ilk sergim de güzeldi. Büyük elçimiz Sn. Uluç Özülker’in de katıldığı ve güzel bir açılış konuşması yaptığı bir etkinlikti. Bulgaristan, Plovdiv sergim, yine UNESCO etkinliğim var, bunlar unutulmaz sergilerdi.

7-Sergi konusunda bu kadar tecrübeli olmanıza rağmen hâlâ yeni bir sergi açacağınız zaman sancılanıyor musunuz?

Aslında  şimdi çok daha ürküyorum, korkuyorum gerçeğini bilmek isterseniz. Çünkü, eskiden fazla bir beklenti yoktu benden. Fakat yıllar geçtikçe bir yerlere gelince, benden beklentilerde artıyor. Her şeyin en iyisini, mükemmel yapmak zorundayım sanki. Hata olmamalı. Ufak bir aksaklık olsa, veya hoş olmayan bir durum gelişse eleştiri büyük oluyor. Bende de yıkım büyük oluyor. Elimden geldiği kadar bana yakışır bir şekilde, işimi ciddiye alarak her etkinliğimi yapmalıyım. Bir hata tüm doğruları götürür.

8-Soyut çalışmalarınız var mı,  soyut çalışma hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce sanat kim için var?

Bir dönem soyut çalışmalar yaptım. Daha çok benim tarzım, Empresyon,  renkçi ve lekeci. Her tarzı seviyorum, her türlü çalışmaya saygı duyuyorum ama bana, yapıma uygun olmayan çok resim görüyorum. Fakat bunlar kötü değil. Bana hitap etmiyor sadece. Klasik bir soru vardır. Sanat toplum içinmi, sanat içinmi diye, bilmem hatırladınız mı? Bence sanat benim için. İçimi dökmek, deşarj olmak, rahatlamak için yapıyorum. Toplumdaki günlük etkilenmelerim, yaşadıklarım, hissettiklerim paletten tuvale akıyor, Resim oluyor sonra..

9-Diyelim ki; büyük bir emek vererek yaptığınız tablonun 2 alıcısı var.
1.Zengin ama kıymet bilmez bir iş adamı,
2.Parası olmayan ama, saatlerce tablo karşısında hayran hayran izleyecek bir sanatsever. Hangisini tercih edersiniz?

Kesinlikle kıymet bilen tabii ki. Ben size bir soru yönelteyim izninizle. Çok zengin kıymet bilmez birine mi, yoksa değer bilir ama çok parası olmayan birisine mi kızınızı verip evlendirirsiniz. Sonuçta mutlu olmak var.

10-Kanada sanat elçimiz Atanur Doğan’la yaptığım bir söyleşide; 6 ay Türkiye’de 6 ay da Kanada’da yaşadığını söylemişti. Sizin de Paris’te atölyeniz  var, böyle bir zaman dağılımı yapıyor musunuz ve size de “Fransa sanat elçimiz” diyebilir miyim?

Bu çok ciddi ve iddialı olur. Bu misyonu ben kendi kendime alamam, toplum yükleyebilir. Ayrıca Fransa deyince aklımıza, Utku Varlık, Komet, Onay Akbaş, Ömer Kaleşi gibi çok değerli sanatçılarımız önce geliyor. Benim için Paris Türkiye’de neler yaptığımı sorguladığım kendimi bulmaya çalıştığım, bilgimi ve görgümü artırmaya çalıştığım bir yer. Galerileri geziyorum, yeni tatlar yakalamaya çalışıyorum. Hatta eşimle birkaç yıl sonra temelli yurt dışında  yaşamayı düşünüyoruz.

11-Kosova’lı ressam Ethem Baymak, bir söyleşi esnasında “Sanat yaratmaktır. Yaratmak için de her daim aşk olmalıdır” demişti. Siz nasıl düşünüyorsunuz, aşk olduğu zamanlarda daha mı üretken oluyorsunuz? Eğer öyle ise; yeni evlendiğinizi duydum.- Mutluluklar diliyorum- O zaman bu aralar en üretken olduğunuz zaman olmalı. Eşiniz de ressam mı?

Ben aşk değil de, heyecan diyorum buna, Bir şey beni çarpmalı, heyecanlandırmalı, damarlarım da ki kanın hızlı aktığını, yüreğimin çarptığını hissetmeliyim. Aynı heyecanı, bir resim yapmak gibi eşimde de hissediyorum. Eşim le birlikte olmak tabii beni heyecanlandırıyor. Bir okyanus gibi, denizin dibi çok büyük her bölgesi araştırmaya değer, yeni heyecan yeni bir soluk olarak değerlendiriyorum. Aşk tan önce saygı ya daha çok güveniyorum. Aşk kısa vadeli olabilir, Eşim resimden çok sporla ilgileniyor. Ben resim çalışırken heyecanlanıp birkaç denemesi oldu, onları da bana sattı. Zararlı çıktım. Herkes kendi işini yapsın derim….

12-Genelde sanata aşık kişiler tek dalla yetinmiyor. Kimi şair, kimi yazar, kimi müzisyen. Sizde de böyle başka bir sanat dalı ile uğraşı var mı?

Ufak demelerim oldu, fakat şairim dersem şimdi gerçek şairlere hakaret etmiş olurum. Hayatında 2 tane resim yapan kişi geçip de karşıma bende ressamım demesi gibi komik olur. Dedim ya herkes işini yapmalı.

13-Gelincikler yaparak bazen kendinizi tekrar etmek gibi bir duyguya kapıldığınız oluyor mu?

İyi ki bu soruyu sordunuz,  teşekkür ederim. Bakın, Fransızların Dünyaca ünlü ressamı Empresyonizmin babası Cloud Monet  nilüferleri ile anılır. 32 yıl nilüfer yapmış. Yapmakla yetinmemiş, Vernon yakınların daki Civerny kasabasına yerleşip havuzda salkım söğütler arasında nilüferler yetiştirmiş. Şimdi Monet’in evi müze oldu. Kimse Monet’e “Ne zaman nilüferleri bırakacaksın, bıkmadın mı?” diye sormadı. Biliyor musunuz benim adımda yurt dışında gelincik adam. Dedim ya, gelinciklerle beraber mutluyuz, Kimseye zorla gelin bakın izleyin demiyorum. Sevmek kadar, sevmeme, bakmama, izlememe hakları da var insanların. En güzel eserim daha başlamadığım gelincik tablomdur. Bir gün mutlaka yapacağım. Bu uzun bir yol…..

14-“ Hikmet Çetinkaya” nasıl olunur? Bu işe yeni başlayanlar için neler önerirsiniz?

Çok çalışmak, inatçı olmak, pes etmemek, inanmak. Her şeyden önce arkanıza baktığınızda yaşanmışlıklarınız olmalı, içinizi kemirmeli anılar, resim yap diye fırça ve boyalarınız dövüşmeli. Resim yapmamanın, yapamamanın sızısını iliklerinizde hissetmelisiniz.

Böyle bir fırsatı bana verdiğiniz için teşekkür ederim.
Sevgi ve saygılarımla.

Bu keyifli söyleşi için asıl ben teşekkür ederim. Sizin gibi Ülkemizi yurt dışında da başarı ile temsil eden, tanıtan, bayrağımızı uluslar arası sanat fuarlarında onurla dalgalandıran bir sanatçımız olduğunuz için sizinle gurur duydum. İyi ki varsınız.

Hülya Sezgin / haberhurriyeti.com