14 Şubat Sevgililer (Sevgi) Gününün Hep Beraber Resmini Yapalım mı?

Ressam dediğimiz sanatçı kişi, eserini yaparken adeta o resmi yaşar. Yüreğinde hisseder her fırça vuruşunu, her bir rengi. Paletteki boyayı karıştırırken, yüreğinin içerisinde hissettiği, burnunun ucunu sızlatan aşk, sevgi, gizemlilik, bir bakış, bir dokunuş vardır. Bu duygular insana resim yaptırır, ve o resimler hiç bitmez..

İstedim ki, buna benzer bir yaşanmış öykünün resimlerini, dizelerini alıntı yaparak sizlerle paylaşayım..

Karadutum, Çatal karam, Çingenem.. diye başlar şiir ve devam eder gider.. Çoğumuz biliriz bu şiiri. Ve sanırız ki şair, bu şiiri eşi için yazmıştır.. Oysa şairin eşi için tam bir dramdır bu şiir.

1949’da bir gün İstanbul Büyük Kulüpteki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını istediler.  Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut’u okumaya başladı..

Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü, Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı, tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu. Çünkü şiirde “kadınım, kısrağım, karımsın” dediği kadın, karısı değildi. Bu şiiri bir başka kadın için yazmıştı. Mari Gerekmezyan için..

“Kara saplı bıçak gibi” Mari, Bedri Rahmi’nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair – ressam sinesine “kara saplı bir bıçak” gibi saplanmıştı.

Mari, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi, bu büstü, Mari’nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yansıtmıştı.

Yorgun yürek, “karadut” 1946’da menenjit, tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı. Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. Ancak bu çabalar sonuç vermedi ve İstanbul Alman Hastanesinden Mari Gerekmezyan’ın ölüm haberi geldi.

Bedri Rahmi yıkılmıştı, evine döndüğünde kendisini teselli eden, yine eşi Eren Eyüboğlu olacaktı. O dönem içkiye başladı ve üretti eserlerini. Boyalara harman oldu, tuvallerde gezdi, resimler yaptı. Aşkın, özlemin, sevginin….

Eren Eyüboğlu, eşinin bu zor dönemini atlatmasına yardımcı oldu. Başardığını da sanıyordu. Ta ki Büyük Kulüpteki o gece kadar… Karadut’u okurken Bedri Rahmi’nin yanaklarından süzülen gözyaşları, sevda yarasının hala kapanmadığının kanıtıydı. Bunun üzerine Eren, bir süre Paris’te yaşamaya karar verdi. Eşine azdığı bir mektupta “o geceyi” hatırlattı.

4 Ocak 1950 Paris
Canuşkam;
Kulüpte bir gece, bir şiir okumuştun hani, hatırladın mı? Gözlerinden birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissettim. O gece senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin, Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan mutluluk duyabilmeni sağlasın.

Eren

Bu dualar işe yaradı, Bedri Rahmi 11 yaşındaki oğluyla eşine geri döndü.

1974’de Bedri Rahmi’yi kaybettik.
Bu sevda, bu aşk, bu karadut, bu Çingene, bu nar tanesi Bedri Rahmi’ye kaç resim yaptırdı Bilirmisiniz, kaç tuvalde o boalar, o palet, o fırça şahitlik etti aşklarına Bilirmisiniz?

Karadutum, çatal karam, Çingenem,
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak.
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, Çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın…

Yaşadığımız her günün sevgi günü olması dileğiyle.

HİKMET ÇETİNKAYA / Şubat 2012 / Ankara